Ölüm ve işkence kampının korkunç gerçekleri

Suriye Özel: 2



Ölüm ve işkence kampının korkunç gerçekleri
Cem Tekel

cemtekel@gmail.com

Suriye Özel: 2

Cem Tekel, Suriye’nin iç savaşla şekillenen çalkantılı gündeminin ardından  insan hakları ihlallerinin yaşandığı ölüm ve işkence kampı Sednaya Cezaevi’ni www.haberanahtari.com okurları için yerinde görerek kaleme aldı. Bu korkunç mekanın duvarları arasında yüzyüze geldiği acılar, sadece mahkumların hikayelerini değil; aynı zamanda insan vicdanına dair bir haberle yüzleştiriyor bizi.  Tekel, gözlemleriyle, cezaevinin kötü şöhretini ve buradaki zalim uygulamaların etkisini fotoğraflarla da kayıt altına aldı. Yazı dizisinin ikinci bölümünde, hapishanedeki yaşamın dehşet verici gerçeklerini paylaşıyor. Sednaya, sadece bir hapishane olmanın ötesinde, savaşın ve zorbalığın en acımasız yanını gözler önüne seren, “Ölüm ve işkence kampı” kampı olarak utanç simge haline geldi! İşte Cem Tekel’in izlenimleri.

Sednaya

Şam’a adım atar atmaz, ilk ziyaret ettiğim yer Sednaya Cezaevi oldu. Bu cezaevi, adının duyulması bile insanın kanını donduran bir yer olarak biliniyor.

Gazeteci Cem Tekel, Şam’da ki Sedneya hapishanesine girdi.


Buraya girenlerin bir daha çıkamadığı, daha birkaç hafta önceye kadar isminin ancak fısıltıyla söylendiği bir ölüm ve işkence kampı.
Sednaya…
İnsanların korku ve umutla dolduğu bir mekan olma özelliği taşıyor. 

Ölüm ve işkencenin kol gezdiği, dünyanın en korkunç hapishanesi Sedneya çevresinde kuş uçurtulmuyor.


Cezaevi, şehrin dışında geniş bir alana yayılmış. Girişte, Sednaya kurbanlarının yüzleriyle karşılaşıyoruz; bu yüzler son bir ümitle yakınları tarafından duvara asılmış. Kimler yok ki bu korkunç yerin kurbanları arasında? Çocuklar, kadınlar, yaşlılar…
Rejimin acımasız kıyım makinesi kimseye acımamış her yaş ve cinsiyetten insanı hedef almış!

Onlarca kişinin bir arada yaşamaya çalıştığı bu kapalı alanlarda, doğal ışık yok.

Hücreler arasında dolaşırken, orada kalanların yaşadığı dehşeti düşünmeden edemiyorum 

Hapishanenin avlusunda yürürken, alanın dışındaki büyük çukurlar dikkatimi çekiyor. AFAD ve diğer yardım kuruluşları, gizli hücreleri bulabilmek için zamana karşı yarışmıştı.
Rögarlar kaldırılmış, kapaklar aralanmış; yalnızca bir kişinin bile hayata tutunması için her yer titizlikle aranmıştı.
Bu kaybolanlara ve ailelerine bir umut olma çabasını yansıtıyor.
Hücreler arasında dolaşırken, orada kalanların yaşadığı dehşeti düşünmeden edemiyorum.
Onlarca kişinin bir arada yaşamaya çalıştığı bu kapalı alanlarda, doğal ışık yok.
Yazın terleten sıcak, kışın dondurucu soğuk. Kötü koku bu ortamın en dayanılmaz halleri arasında. Duvarlar, son bir not bırakmaya çalışanların yazılarıyla dolu; belki bir gün, bir mucize olur da sesleri duyulabilir diye yüreklerindeki acıları, umutlarını yazıya dökmüşler.

Bu korkunç hapishane duvarlarında adeta işkenceden inleyen insanların sesleri yankılanıyor.

40 tonluk bir basınçla, kemikler etlere karışmış



 40 tonluk bir basınçla, kemikler etlere karışmış

Şimdi geriye kalan o hatıralara bakarken içimi bir utanç kaplıyor; yüzyılda böyle acıların yaşanması hepimizin vicdanında bir yara açıyor. 

Burada öldürülen mahkumlar eritilirken, görünmez bir acı daha hissediliyor. Yan odada, kan donduran bir pres makinesi var;
asitle eritmedikleri cesetleri burada yok etmişler.


Biraz daha ilerleyince asit kazanlarına ulaşıyoruz. Burada öldürülen mahkumlar eritilirken, görünmez bir acı daha hissediliyor. Yan odada, kan donduran bir pres makinesi var; asitle eritmedikleri cesetleri burada yok etmişler. 40 tonluk bir basınçla, kemikler etlere karışmış.

Elektirikli testere

Elektirikli testere
O an yaşanan çığlıkları hayal ederken, vücudum titriyor; midemdeki bulantı, burada daha fazla duramayacağımı haykırıyor. 

Korkuyla ilerlediğim yan odada, elektrikli testere benzeri bir makine var. Uzuvların kesildiği yere geldiğimde, yerdeki kanlar ve yayılan koku, içimdeki huzursuzluğu daha da katlanılmaz hale getiriyor.

“Korkuyla ilerlediğim yan odada, elektrikli testere benzeri bir makine var”


Korkuyla ilerlediğim yan odada, elektrikli testere benzeri bir makine var. Uzuvların kesildiği yere geldiğimde, yerdeki kanlar ve yayılan koku, içimdeki huzursuzluğu daha da katlanılmaz hale getiriyor.
Burası insanlık tarihinin en karanlık köşelerinden biri; bu cezaevi mutlaka bir müzeye dönüştürülmeli, gelecek nesillere bu dehşetin hatırlatılması gerekiyor. Hem bir anı hem de bir uyanış yaratmak adına, Sednaya’nın gerçekleri daha fazla gizlenmemeli, dünya tarafından bilinmelidir.
Bu cezaevi, sadece geçmişin değil, aynı zamanda insanlığın acımasız yüzünün de simgesidir. Burada yaşananların sesini duyurmak, gelecekte benzer bir trajedinin yaşanmaması için hayati öneme sahiptir. Korkularımızı aşmalı ve tarihin en karanlık sayfalarını unutmamak için üzerine gitmeliyiz.

Suriyeliler kaybolan hala yakınlarını arıyor…
“Bu cezaevi, sadece geçmişin değil, aynı zamanda insanlığın acımasız yüzünün de simgesidir. Burada yaşananların sesini duyurmak, gelecekte benzer bir trajedinin yaşanmaması için hayati öneme sahiptir.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu