Bayır Bucak Türkleri ve Hatay

Bayır Bucak Türkleri ve Hatay
Bekir Atacan 

Türk milletinin tarihinde, Bayır Bucak ve çevresi önemli bir yere sahiptir. Bu bölgenin tarihi, sadece Türklerin değil, aynı zamanda İslam dünyasının kaderini de etkilemiştir. 7. yüzyıldan itibaren Müslümanların bölgedeki etkisi artarken, Haçlı Seferleri sırasında bu topraklar, Türklerin savunma hattı haline gelmiştir. Bununla birlikte, özellikle Emevi Devleti’nin sınırlarına yerleşen Türkler, bu topraklarda tampon bölgeler oluşturmuş ve Haçlı saldırılarına karşı büyük bir direniş göstermiştir. Bayır Bucak, bu direnişin merkezlerinden biri olmuş ve tarihsel süreç içerisinde Türk ve Müslüman kimliğinin güçlendiği bir alan olarak öne çıkmıştır.

Türklerin, Emevilerden hataya uzanan yolculuğu

Türklerin Müslümanlık dinini kabul etmeleriyle birlikte, İslam coğrafyasının farklı bölgelerine yayıldılar. Bu süreç, özellikle Arapların egemenliğindeki topraklara, özellikle Emevi Devleti’nin sınırlarına Türklerin yerleşmesinin hız kazanmasına neden oldu. Bu göç hareketi, sadece bölgedeki demografik yapıyı değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda Türklerin, Haçlı Seferleri’ne karşı koymada oynayacakları stratejik rolü de belirledi. Haçlı Seferleri’nin başlangıç noktalarından biri olan Antakya, hem dinsel hem de askeri olarak büyük bir öneme sahipti. Türkler, bu stratejik alanı kontrol altına alarak, Haçlıların ilerlemesini engellemek için Bayır Bucak’a yerleşmeyi tercih ettiler.
Bayır Bucak ve çevresi, bu dönemde Emevi Devleti’nin sınırlarına yakın bir yerleşim yeri olarak, Türklerin bölgede en önemli stratejik görevleri üstlendiği alanlardan biri haline geldi. Türk Müslümanlarının, Haçlı Seferleri’ne karşı koyarak, Batı’nın ilerlemesini durdurmaları için kritik bir üs olarak işlev gördü.

Fransız oyunları

Cumhuriyet dönemi öncesi, Hatay ve çevresi Fransızların manda yönetimi altındaydı. Fransızlar, bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanırken, Bayır Bucak gibi stratejik bölgeleri de sürekli olarak kendi politikaları doğrultusunda şekillendirmeye çalıştılar. Bu süreçte, Bayır Bucak Türkmenleri, Fransızların manda yönetimi altındaki baskılara karşı direnmeye devam ettiler. Ancak, bu dönemde Fransızların oynadığı siyasi oyunlar, bölgenin geleceği konusunda önemli engeller oluşturdu.
Fransızlar, Hatay’ı yönetme amacı güderken, Türk ve Arap nüfus arasındaki etnik ve dini farklılıkları kullanarak gerilim yaratmaya çalıştılar. Ancak bu bölgenin stratejik önemi, her iki taraf için de hayati olduğu için, Bayır Bucak’ın Türklerin etkisinde kalması noktasında büyük bir mücadele verildi. Bu sürecin ardından, 1938 yılında Hatay’ın Türkiye’ye katılmasında büyük bir diplomatik çaba ve stratejik hareketlilik söz konusu oldu.

Bayır Bucak Türkleri, Hatay’ın bağımsızlığı

Bayır Bucak Türkmenleri, Hatay’ın kurtuluş sürecinde büyük bir rol oynamıştır. Türkler, Bayır Bucak’ta yoğunlaşarak Fransızlara karşı güçlü bir direnç gösterdiler. Özellikle Kıpçak Türklerinden gelen Bayır Bucak Türkmenleri, bölgenin demografik yapısında önemli bir yer tutmuş ve bağımsızlık hareketinin öncüsü olmuştur. Hatay’ın Fransızlardan kurtuluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması süreci, bölgedeki Türkmenler için yalnızca bir toprak meselesi değil, aynı zamanda kimlik ve bağımsızlık mücadelesinin de simgesidir.
Fransızların bölgedeki etnik ve siyasi yapıyı değiştirmeye yönelik hamlelerine karşı, Türkler sadece askeri değil, diplomatik bir mücadele de verdiler. Bu süreçte, Bayır Bucak’taki Türkmenler, hem bölgenin hem de Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde en ön saflarda yer alarak Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının önünü açan önemli bir rol üstlendiler.

OSRAM tarafından hazırlanan grafik 2011 yılı verilerini göstermektedirç

Bayır Bucak, 2011 yılından sonra yeniden uluslararası siyasi çekişmelerin merkezine oturdu. Fransızların güdümünde olan Beşşar Esad rejimi, bölgedeki kontrolünü yeniden sağlamak için yeniden Bayır Bucak’a müdahalelerde bulundu. Bu süreçte, Bayır Bucak Türkmenleri yeniden Türkiye ile güçlü bağlar kurarak, bölgenin geleceği üzerinde etki sahibi olma çabalarını sürdürdüler.
Esad yönetiminin bölgedeki etkisini artırmaya çalıştığı bu dönemde, Bayır Bucak Türkmenleri, bir kez daha Türkiye’nin stratejik güvenliği ve siyasi çıkarları açısından önemli bir konumda yer almıştır. Bu bölge, özellikle Suriyeli Türkmenlerin ve yerel halkın Türkiye ile olan bağlarının güçlenmesinde kritik bir rol oynamaya devam etmektedir.

Böyle tarif etti Butrus el-Bustani* Türkleri “Dairetü’l-Maarif”te. Ve bu da Refik et-Temimi* ile arkadaşı Muhammed Behçet*‘in Osmanlı’nın “Beyrut Vilayeti” adlı kitaplarında Bayır Bucak Türkleri hakkında söyledikleridir:

Bayır Bucak bölgesinin Türk tarihindeki yeri

Bayır Bucak, Türk milletinin tarihindeki önemli anların yaşandığı ve Türk kimliğinin şekillendiği bir bölge olarak öne çıkmaktadır. Emevi Devleti’nden Cumhuriyet dönemi sonrasına kadar, bu bölge Türklerin sadece askeri değil, aynı zamanda kültürel ve stratejik olarak da büyük bir öneme sahip olmuştur. Bayır Bucak Türkmenleri, tarih boyunca Türk milletinin vatanına olan bağlılığını ve özgürlük mücadelesini simgelemiş, Hatay’ın kurtuluşunda da büyük bir rol oynamıştır.
Bu bölgenin tarihi, Türk milletinin birliğini, direncini ve bağımsızlık mücadelesini anlamak için önemli bir anahtar teşkil etmektedir. Bayır Bucak’ın tarihindeki her adım, Türk milletinin dünya çapında gösterdiği direncin ve güçlü kimliğin bir yansımasıdır. Geçmişin hatırlanması, bu bölgenin öneminin daha iyi anlaşılması açısından büyük bir öneme sahiptir.
Böyle tarif etti Butrus el-Bustani* Türkleri “Dairetü’l-Maarif”te. Ve bu da Refik et-Temimi* ile arkadaşı Muhammed Behçet*‘in Osmanlı’nın “Beyrut Vilayeti” adlı kitaplarında Bayır Bucak Türkleri hakkında söyledikleridir:
“Uzun boylu, güçlü ve sağlam vücutlu Türkler cesaretleri ve kahramanlıklarıyla tanınmışlardır. Bu yüzden Abbasi Devleti, onları asayişi sağlama işinde kullanmayı tercih etmiştir. Onlar bir devlet kurduklarında daima kudret ve kahramanlık örneği olmuşlardır. Özellikle de liderlerine bağlılıkları ve otoriteye itaatleri bilinen sınırların ötesindedir.


Türkler erkekleri, uzun bir gömlek giyerler, üzerine uzun bir cübbe alırlar, bellerini kuşaklarla sıkıca sararlar. Deve veya at derisinden yapılmış “jemak” (çizme) veya hafif ayakkabılar giyerler ve bacaklarını yünden sararlar. Başlarına ise koyun derisinden yapılmış külahlar takarlar.
Kadınlarına gelince, başlarını örterler ama yüzlerini örtmezler. Aşırı derecede süse ve ziynet eşyalarına düşkündürler.
Eskiden bu topluluk çadırlarda yaşardı. Çadırları yuvarlak biçimli, kolayca sökülebilir ve keçe ile kaplı olurdu. Genellikle her çadırın bir yanında bir koyun veya keçi bağlı olurdu. Belli günlerde bu hayvanları keserler, etlerini kurutarak saklarlardı.
Kemiklerini kaynatıp suyunu komşulara ve dostlara dağıtırlardı. Çocuklara düşen pay ise hayvanın bağırsakları olurdu. Onları ateşte kızartır, çiğneyerek yerlerdi.
Türkler kanaatkâr insanlardır. Kadınları da bir parça ekmekle az bir miktar et suyuyla yetinirler.
Türklerin geçim şartları, kadın ve erkek için belirli görevler yaratmıştır. Erkekler tarımla uğraşır; toprağı sürer, tohum eker, biçer ve hayvanlarını otlatırlar. Ayrıca elleriyle ip büküp halat yaparlar, eyer yapar ve şapka ile ayakkabı üretirler. Boş vakitlerinde ticaretle uğraşırlar, ip üstünde yürür, şarkı söyler ve eğlenirler. Bolca tütün içer ve çay içmeye bayılırlar.
Kadınlara gelince, onlara ağır işler yüklenmiştir. Fakat tam bir özgürlüğe sahiptirler ve erkekler tarafından kötü muameleye maruz kalmazlar. Diledikleri gibi gezebilirler, tam bir bağımsızlık ve serbestlik içindedirler. Erkeklerin yanında bulunduklarında bile saygı görürler.


Türk kadınları hiç durmadan çalışırlar, kendilerini sürekli meşgul edecek bir iş bulurlar. Buğday öğütmek, yün ve pamuk eğirmek, halı dokumak, keçe yapmak, su taşımak onların görevleridir. Hamile ya da emziren kadınlar bile bu işlere devam ederler. Hatta misafirliğe gittiklerinde bile eğirme işine ara vermezler. Ancak değirmen taşı çevirmek onlar için en yorucu iştir ve bu işten sürekli şikâyet ederler.
Türk erkekleri ve kadınları iyilik yapmaya meyillidirler. Kendi topluluklarından birine karşı kötü söz söylemeleri veya hakaret etmeleri nadiren görülür. Bununla birlikte, bazen komşu kabilelerle kanlı çatışmalara girerler. Ancak bu, göçebe yaşamın gereğidir. Türkmen atasözü şöyle der: “Şehir, Türk için bir hapishanedir.” Bu yüzden onların göçebe hayata karşı büyük bir eğilimleri vardır.
Atlarına, yaylarına ve oklarına büyük bir sevgiyle bağlıdırlar. Eski Türkler gibi konar-göçer bir hayat sürmek isterler.


Türklerin en iyi özelliklerinden biri misafirperverlikleridir. Çadırlarında birbirlerini ziyaret ederler; hem erkekler hem de kadınlar bir arada bulunurlar. Erkek, çadırın kapısını açarken gözlerini yana çevirerek içeri girer, böylece kadın içeride daha rahat hisseder. Selamlaşma ve karşılama merasimi tamamlandıktan sonra kadınlar yemek getirir ve misafirlere büyük bir özenle ikramda bulunurlar.
Türk kadınları erkeklere büyük saygı duyarlar. Yanlarında alçak sesle konuşurlar ve onları duyurmaktan kaçınırlar. Onların yanında alt yüzlerini örterler. Buna rağmen yabancılarla konuşmaktan çekinmezler ve selam verildiğinde utanç duymazlar.

Bu topluluk, dine büyük bir bağlılık göstermektedir. İslamiyet’i kabul eden ilk Türkler onlardır. Kurdukları devletler, en zor zamanlarda bile İslam’ı korumaktan ve savunmaktan geri durmamıştır.
Bu, onların dine duyduğu derin saygının ve sevgisinin en büyük kanıtıdır. Hepsi Müslüman ve Sünnidir. Kalpleri bu dine içtenlikle bağlıdır. Ancak, bilim ve eğitimin rehberliğine büyük ölçüde ihtiyaç duymaktadırlar.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu