Hoşgeldin Ramazan

Karakter terbiyesi 
Adil Şen

senadil26@gmail.com 

Alışkanlık, insanoğlunun uzvi/biyolojik yönü ağır basan bir hususiyetidir. Fakat işin fikrı -manevı tarafı da vardır. Arapçadan dilimize ğirmiş ve artık her haliyle Türkçeleşmiş olan, ulfet, itiyat, mutat, iptila, müptela olmak vb. kelimeler ile de alışkanlık özelliğimize vurgu yaparız.

Mesela konuşmaya, düşünmeye ülfet peyda etmek, yürümeyi, hareketli hayat tarzını itiyat haline getirmek, mutat veçhile bir yolu, bir yemeği tercih etmek gibi  kullanımlar bu özelliğimizi anlatır. Bir nesneye, bir davranışa alışmak, iyi yönde olabileceği gibi kötü yönde de olabilir. Öğrencinin ders çalışma alışkanlığını kazanması, iyi yönde kazanılmış faydalı bir davranıştır. Kişinin içkiye müptela olması köüu yönde kazanılmış zararlı bir alışkanlıktır.

Doğruluk üzere olun. Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de Cennet’e götürür.


İnsanın bu yönüne işaret olmak üzere, insanlığın başöğretmeni Hz. Peyğamber (sav), bütün hadis kitaplarında muttefekun aleyh olarak zikredilen: – “Doğruluk üzere olun. Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de Cennet’e götürür. Kişi doğru sözlü olur ve doğru söylemeye devam ederse, Allah katında doğru sözlü/sâdık biri olarak yazılır. Yalandan da sakının. Yalan kötülüğe götürür. Kötülük de Cehennem’e götürür. Kişi yalan söz söyler ve yalan konuşmaya devam ederse, Allah katında çok yalancı/kezzap biri olarak yazılır,” özlü sözünde, alışkanlığın seyri ve gücüne vurgu yapmıştır. Kişinin Allah katında sâdık/sıddîkler zümresine dahil olmasında veya kâzip/kezzaplardan biri durumuna düşmesinde, alışkanlığın rolü ortaya çıkmış oluyor.

“ Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır,(Şems Sûresi;7-10)


Yine tam da bu noktada eğitimin/terbiyenin önemini anlamış oluyoruz.

Çünkü insanın hayat mücadelesinde her zaman nötr halde bulunması mümkün olmadığına göre ya iyi, doğru ve ğüzel olana; ya da kötü, yanlış ve çirkin olana doğru meyledecektir. Kişi iyi,doğru ve güzel olanla hayatını donatmışsa, istidat ve kabiliyetini iyi, doğru ve güzel unsurlarla süslemişse; kötü, yanlış ve çirkin olana yer kalmayacaktır. Durum böyle olmakla birlikte, deyim yerindeyse söylemesi ‘dile kolay’ ama iş uygulamaya gelince ‘zorlu bir eğitim/terbiye’ sürecinden geçmek gerekir. Konuya ışık tutan Cenâb-ı Allah Kur’ân-ı Kerîm’de;- “ Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır,(Şems Sûresi;7-10) şeklindeki âyetlerde bu hususu gözler önüne sermiştir. Burada nefsini arındırma/tezkiye edebilme için ancak belli bir istikamette terbiye, bilgilendirme, şuur ve hassasiyet kazandırma faaliyetinin olması gerekir.

Namazın, sadakanın, infakın, iyiliğin; tatili, emekliliği yoktur. Tabii ki güzel alışkanlığın bilgi ile beslenmesi, şuur ile kıymetlendirilmesi, hassasiyet ile taçlandırılması, pekala, pek güzel olur.


Kötülüklerden kaçınma için de yine aynı şekilde bir dizi eğitim/terbiye, bilgilendirme, şuur ve hassasiyet kazandırma faaliyetinin olması icap eder. Sözgelimi bir insanın helal ve haram karşısında sağlıklı tavır koyabilmesi için; bilgi, şuur, hassasiyet eğitiminin kamil manada tam ve devamlı olması lazımdır. Yarım yamalak bilgi kırıntılarıyla, belli bir süreç boyunca şuur ve hassasiyet kazandırmadan helale rağbet, haramdan kaçınma hasletini elde etmek çok zordur.

Bu sebeple çocuklarımızı dili dönmeye başladığı andan itibaren iyiye, doğruya ve güzele alıştırarak bir seciye/karakter şekillendirmesine gideriz ki buna eğitim/terbiye diyoruz. Kişi âkil-bâliğ olduktan sonra da bu şekillendirme işi, olgunluk/kemâlât yönünde kişinin kendi-öz faaliyetleri olarak devam eder. Hasılı iyilikten vazgeçmeme, kötülüğe yüz vermeme faaliyeti “beşikten mezara kadar devam eder.Namazın, sadakanın, infakın, iyiliğin; tatili, emekliliği yoktur. Tabii ki güzel alışkanlığın bilgi ile beslenmesi, şuur ile kıymetlendirilmesi, hassasiyet ile taçlandırılması, pekala, pek güzel olur. Bu sebepledir ki İslam medeniyet havzasında insanımız; ibadetlerin hayırlı olanı az da olsa devamlı olanıdır’ şeklinde bir anlayış ve duyuşu benimsemiştir.

Ta ki ‘bakışın ibret, susuşun tefekkür, konuşmanın hikmet’ kıvamına gelmesine kadar bu faaliyet devam eder ve iyiden daha iyiye, daha iyiden mükemmele seyrü sefere çıkılır.

Azdan az verir, çoktan çok. Akmasa da damlar. Yağmasa da gürler. Ama iyilikten, doğrudan ve güzellikten asla vazgeçmez. İmkanlar elverdiğince; ama fiilen eliyle, ama diliyle, ama kalbiyle marufun yanında olur. Yine imkanlar çerçevesinde; ama fiilen eliyle, ama diliyle ama kalbiyle münkerin karşısında yer alır.

Dolayısıyla iyilik, doğruluk ve güzelliğin seciyede/ karakterde yerleşmiş olması/temekkün etmesi, şahsiyetin oluşmasını temin eder. Bir olgun/kâmil müslüman şahsiyet için namaz kılmak, şevkle, huşû ile eda edilecek bir ibadettir. İnfak etmek, elini cebine götürürken eli titrememektir. Oruç, sevdiğinin rızası için ağzına bir lokma ekmek ve bir damla su koymama iradesidir. Hicap, gözün, gönlün kirlenmemesi için namahreme, haram nazara tenezzül etmeme terbiyesidir. Hacc, ferdî olarak, bir mahşer provasıdır, nefsi mahşere hazırlama idmanıdır. İctimaî olarak da Ümmetin derdiyle dertlenmektir. İslam kardeşliğinin mücessem tezahürüdür. Kurban, cânı ihsan edeni unutmamaktır. Büyük bir zikir ve kıymetli bir takdimedir. Cihad, düğün bayram bir ibadettir. Şahadet, can atılası bir sâlih ameldir. Şirin cânı Cânan(cc)’a seve seve sunmaktır. İslam ahlâk alimleri, güzel ahlakı tarif ederken; ‘ruha yerleşmiş meleke’ tabirini kullanırlar. Bir davranışın ruhta rüsuh peyda etmesi için, alıştıra alıştıra başlanğıç yapmak, meleke haline gelmesi için de devamlılık esastır. Demirin dövüle dövüle örs, yünün tepile tepile keçe olmasındaki sır devamlılıktır.

Ta ki ‘bakışın ibret, susuşun tefekkür, konuşmanın hikmet’ kıvamına gelmesine kadar bu faaliyet devam eder ve iyiden daha iyiye, daha iyiden mükemmele seyrü sefere çıkılır. Bu seferin durakları olsa da nihai menzili son nefestir. Aslolan da her dâim yolda olmaktır… Yolun/sırat-ı müstakimin bir ömür takipçisi olmaktır.
Ne mutlu sırat-ı müstakîm yolcusu olanlara…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu