Sessiz çöküşün ayak sesleri, Aile!

Sessiz çöküşün ayak sesleri, Aile!
Göktürk Kadıoğlu

Modern Türkiye’nin gündeminde artık ne yazık ki “aile” kelimesi bile modernleştirilerek steril hale getirilmeye çalışılıyor. Bugün Meclis’e sunulan ve üç çocuk annesi kadınlara KPSS şartı aranmaksızın devlet kadrolarında istihdam hakkı tanıyan teklif, ilk bakışta “kadına destek” gibi görünse de aslında altı oyulmuş bir aile yapısının son direklerine de darbe vurmak anlamına geliyor.

Bunu destekleyenler “kadının özgürlüğü”nü öne sürerken, bizler ailenin özgürlüğünü, daha da önemlisi çocuklarımızın güvenliğini savunuyoruz. Çünkü bir anne evdeyse, sadece yemeğini yapan bir birey değil, aynı zamanda bir karakter mimarı, bir ahlak mühendisidir. Bu rol, masa başı bir işin sağlayamayacağı kadar yüksek bir manevi değere sahiptir.

Ev kadınlığı mı, o dane?”

Bugün medya ve bürokrasi, ev kadınlığını neredeyse bir tembellik ya da beceriksizlik hali gibi lanse ediyor. Oysa ev kadınlığı, en zor mesleklerden biridir, 7/24 görev başında, duygusal emek gerektiren, sonuçları nesiller boyu sürecek bir uğraştır.

Bu nedenle, çalışan annelere yönelik pozitif ayrımcılık gibi gözüken bu öneriler, evde kalmayı tercih eden anneleri adeta cezalandırmaktadır. Devletin desteği, evini aile ocağı olarak koruyan kadınlardan esirgenirken; çocuklarını büyütme emeğini iş gücüne katılmayan kadınlar harcadığında, sanki “topluma katkı sunmamış” gibi bir algı oluşuyor. Bu anlayış, hem aileye hem kadına ihanettir.

Kadın çalışsın ama ne uğruna?

Kadınların çalışması elbette yasaklanamaz; ancak kadınların çalışmasının toplumsal bir üstünlük olarak sunulması ve “çalışmıyorsan değersizsin” anlayışı, Avrupa merkezli bireyci toplum modelinin bir yansımasıdır. Oysa Türkİslam medeniyetinde kadın, ailedeki merkezi rolüyle değer kazanır. Bu modelde annelik kutsaldır, evin direği olmaktır.
Bugün çocuklar okula değil kreşe teslim ediliyor, büyüme değil ‘geçici bakım’ alıyorlar. Evde annenin yerini bakıcılar, anneannenin yerini ücretli danışmanlar, babanın yerini ise sessizce kaybolmuş bir “figür” alıyor. Ve sonra da kalkıp toplum neden çöküyor, ahlak neden çürüyor diye soruyoruz.

Baba şemasından silinmişken aile ayakta kalır mı?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın baba figürünü aile şemasından çıkarması sembolik bir gaf değildir; bu, artık erkeksiz, babasız bir toplum modelinin dayatıldığını gösteren açık bir sinyaldir. Baba yalnızca fiziksel bir varlık değil, ailede dengeyi sağlayan bir mihenk taşıdır.

Bu yapının bir ucunu keserseniz, sistem devrilir. Şu an yaşadığımız da budur. Güya aileyi koruyan yasalar, aileyi parçalayan uygulamalara dönüşmüştür. Her beyan esaslı uzaklaştırma, her süresiz nafaka, her evden çıkarılan baba, sadece bireyleri değil bir milletin mayasını dağıtıyor.

Aileyi kurtarmak kadını evden çıkarmakla olmaz

Devletin yapması gereken, kadını evden çıkarmak değil; evdeki emeğini görünür ve değerli kılmaktır. Tıpkı işçi, memur, doktor gibi “ev hanımı” da bir meslek olarak tanımlanmalı, sosyal güvenceleriyle desteklenmelidir. Bu hem kadına hak verir hem aileyi ayakta tutar.

Bugün bir toplumun geleceği için 3 çocuk hedefi konuluyorsa, bu çocukları yetiştirecek bir sistemin de kurulması gerekir. Bu sistemin merkezinde çalışan kadın değil, yetiştiren kadın olmalıdır.

Kadını korumak bahanesiyle aileyi dağıtan yasalar, “özgürlük” diye sunulan yalnızlıklar, bireysellik adı altında dayatılan bencillikler… Bunların hepsi çağın cilalı yalanlarıdır.

Biz bu çağın kalabalıklarında değil, gönlünü ailesine adamış annelerin sessiz dualarında kurtuluşu görüyoruz. Ailenin yeniden inşası, ancak evde yetişen iyi nesillerle mümkündür. Ve bunun için ev hanımlığına hak ettiği değeri vermek, geç kalınmış ama hâlâ mümkün olan bir adımdır.

Bugün değilse ne zaman?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu