Emeklisi çökerse devlet çöker

Emeklisi çökerse devlet çöker

Türkiye, son yıllarda alınan popülist kararların bedelini ağır ödüyor. Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi, sadece 3-5 milyon oy uğruna sosyal güvenlik sistemini tarihin en büyük yapısal krizine sokmuştur. Bu kriz sadece rakamlarla değil, insan hayatlarının gölgelenmesiyle, emekli babaların pazara çıkamamasıyla, faturalarını ödeyemeyen ninelerin pencere önünde sessizce ağlamasıyla hissediliyor.

İki yıl içinde 2.9 milyon kişi EYT kapsamında emekli oldu. Şimdi sırada “gün sayan” 2.5 milyon kişi daha var. Yani prim gününü henüz tamamlamamış ama EYT kapsamında emeklilik hakkına kavuşmak için bekleyen kitle… Bu hızla giderse, Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi kendi mezarını kendisi kazacak. Bugün bir emekliye sadece 1.49 çalışan düşüyor. Yarın bu oran 1’e düştüğünde ne olacak? Bir kişi hem kendisini hem bir emekliyi mi finanse edecek? Bunun adı sosyal güvenlik değil, sosyal intihardır.

Bu insanlar emekli oldular, ama sistemin yükü azalmadı; aksine katlandı. Çünkü emekli olanların büyük kısmı çalışmaya devam ediyor. Yani hem maaş alıyorlar hem gelir elde ediyorlar. Devlet ise bu çifte yükü ödemek zorunda kalıyor. Peki ya hâlâ 65 yaşında çalışmak zorunda kalan, gerçekten artık yorulmuş, beli bükülmüş, nefes nefese kalan yaşlılar? Onlar en alt basamakta, en altta eziliyor.

Bugün Türkiye’de en düşük emekli maaşı resmî olarak 12.500 TL civarında. Ama gerçek enflasyon, konut krizi ve temel yaşam giderleri göz önüne alındığında bu para ay sonunu bırakın haftayı çıkarmaya yetmiyor. İstanbul’da en düşük kira 15.000 TL’den başlıyor. Elektrik, su, doğalgaz, internet, aidat ve temel gıda masrafları 3–4 bin TL tutuyor. Üstelik bu insanlar çoğunlukla bir değil, 3 kişilik aile geçindiriyor.

Devlet “çökmüyor” olabilir ama bu koşullarda emekliler çöküyor. Çocuklarına el açan dedeler, pazarda artık sadece koklamak için sebze meyveye yaklaşan nineler… Bunu hak etmedik. Kimse bir ömrün karşılığında bu kadar yoksulluğu hak etmez.

Peki çözüm ne?

EYT’den emekli olup hâlâ çalışmaya devam edenlerin maaşları, belirli bir yaşa kadar dondurulmalı, bu maaşlar bir fonda biriktirilmeli, o yaşa gelindiğinde ise toplu ödeme (bir tür ikramiye gibi) yapılmalıdır. Bu süreçte fonda biriken kaynak, gerçekten çalışamaz durumda olan yaşlı ve ihtiyaç sahibi emeklilerin refahını artırmak için kullanılabilir. Bu, hem sosyal adaleti sağlar hem SGK’nın yükünü hafifletir.

Aynı uygulama, şu anda EYT kapsamında gün sayan ve emeklilik hakkını bekleyen yaklaşık 2.5 milyon kişi için de geçerli olmalıdır. Bu kişilere emeklilik hakkı tanınmalı; ancak maaş ödemesi, belirli bir yaş sınırına kadar fonda biriktirilmelidir. Yaş sınırı dolduğunda, biriken maaş toplu ödeme şeklinde verilmelidir. Bu yöntem sayesinde SGK üzerindeki anlık yük kontrol altına alınır ve sistem çöküşten kurtarılır.

Dahası, bundan sonra EYT benzeri hiçbir erken emeklilik düzenlemesi asla ama asla gündeme alınmamalıdır. Bu ülkenin sırtında daha fazla yük taşıyacak omuz kalmadı. Emeklilik, çalışamayacak hale gelenlerin onurlu yaşaması için vardır. 43 yaşında emekli olup hâlâ fiilen çalışan milyonlarca kişinin devletten maaş alması, sistemin ruhuna da hakkaniyetine de aykırıdır.

Yarın çok geç olabilir. Sosyal güvenlik sisteminin bugünkü hali, sadece mali bir açığı değil, sosyal çürümenin ana damarı haline gelmiştir. Ve ne yazık ki bu çürüme, giderek toplumsal çöküşün sessiz habercisi olmaktadır.

Unutmayalım: Devlet bir bütçe olabilir ama halkı çaresiz bırakıyorsa, o artık ne devlettir ne düzen. Vicdanı tükenen her yapı, rakamlarla değil, sessiz çığlıklarla çöker.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu