Ses sistemi terörü

Ses sistemi terörü
Bünyamin Aygün
bunyaminaygun@gmail.com
Türkiye’de nasıl bir araç multimedya düzeni kurulmuş ki, hükümet bu alana ilişkin bir düzenleme yapar yapmaz ülkenin bir kesimi, multimedya satıcıları ayağa kalktı. Bu düzeni kuranlar üstelik öyle organize hareket ediyor öyle bir baskı gücü kuruyor ki insanın aklı duruyor. Sokakta kimi çevirip sorsanız, araçlardan yayılan yüksek sesli müzikten şikayetçi. Üstelik buna bireysel bir rahatsızlık diyemezsiniz. Aksine çoğunluğun yani dosdoğru bir kamu düzeni meselesi olmuş durumda. Ama bakıyoruz, bir avuç multimedya satıcısı ülkedeki medya unsurlarını adeta esir almış, kendilerini mağdur gibi sunuyor.
Şehirlerde giderek artan araç ses sistemleri, çoğunluğu etkiliyerek kamusal bir gürültü sorununa dönüşüyor. Bir taraftan denetimsiz multimedya pazarı büyürken diğer taraftan vatandaşın yaşam kalitesi her geçen gün düşüyor. APP plaka ve yüksek desibelli ses sistemleri güvenlik ve kamu düzeni açısından ciddi riskler doğuruyor. Atılan düzenleme adımları asla kısıtlama olarak görülmemeli. Aksine şehir yaşamını korumaya yönelik gerekli bir müdahale olarak görülmeli.

Üretim yok, kâr çok, deneyim hak getire
Ortada ciddi bir üretim yok. Büyük ölçüde ithal edilen ürünler, fahiş kâr oranlarıyla pazarlanıyor. Çin’den ucuza al, yüksek kârla sat. Kısaca sistem bu! Aslına bakarsanız bu kadar yüksek rantın olduğu yerde itirazın bu kadar sert olması da şaşırtıcı değil. Bu tabloyu ekonomik anlamda memleketimizin lehine gösteriyorlar ama aslında kazanan sadece o ucuz ve kansorojen yayan aletleri üreten Çin oluyor. Sistem öyle bir hale geldi ki, şehir düzenini ve ticaret ahlakını da tehdit eden bir yapıya dönüştü.
Namuslu küçük esnafın birkaç yüz lira borcu olunca banka hesaplarına kadar bloke uygulayan Maliye, bunları denetliyor mu acaba? Mesela, “Ürünü kaça aldın kaça satıyorsun” diye soruyor mu? Vatandaşın kazıklanmasının üzerine gidiyor mu? Koca bir “HAYIR!” Şu an vergi toplayan, mali düzeni sağlayanlar sadece namuslu esnafla uğraşıyor. Bu konuyla ilgili geniş bir analizi önümüzdeki günlerde siz değerli okurlarım için yapacaüım. Şimdi konumuza dönecek olursak, ses sistemi ve multi medya dedikleri pazarda denetimsizlik büyüdükçe, kurallar yerini fiili keyfi uygulamalara bırakıyor. Böyle olunca da kazanan Çin ve birkaç kişi oluyor.

Bu sistemlerin merkezi lokasyonlarından biri de İstanbul Şirinevler. İki cadde boyunca kümelenmiş bu işletmeler, kendi düzenini kurmuş durumda. Ne çevreye saygı var ne de esnaflık ahlakı. Yanlışlıkla birinin önüne aracınızı park etseniz hakaret ederler size. Üstelik buna dur diyecek kimse de yok. Görüntü kirliliği ise artık ticari faaliyetin ötesine geçmiş, kamusal alanı işgal eden bir gösteriye dönüşmüş durumda. Motosikletçisinden yedek parça satıcısına, multimedya ürünlerinden aksesuar satıcılarına kadar herkes bu alana kümelenmiş. Neden mi? Belediye Başkanı Hakan Bahadır haricinde denetleyen, kontrol eden bir devlet kurumu yok. Peki neden Şirinevler derseniz onun cevabı da basit, kiralar sudan ucuz, devlet kontrolü yok.

Pandizotçudan bana ne?
Daha geçen haftaya kadar birisi Kürtçe bir şarkı açıyor; iki bina arasında sıkışan, desibeli yüksek o sesi avazı çıktığı kadar mahalleye dinletiyordu. Sesi dinlesek yine iyi… O masum gibi gösterilen subwooferdan çıkan her bas vuruşu adeta süpersonik bir patlama etkisi yaratıyor. Ve biz buna her gün maruz kalıyoruz.
Bana ne birilerinin Çin’den ucuza aldığı ürünlerden kâr edecek olmasından? Bana ne pandizotçunun işsiz kalacak olmasından? Onlar, bu ilkel ve kontrolsüz ses sistemlerini araçlara satarken, döşerken bizim sağlığımızı hiç düşündüler mi? İnsanların ruh sağlığını bozacak, hane içindeki yaşam kalitesini düşürecek bir işi ben yapsam, kaç kişi arkamda durur? Kimsenin, kendi kazancı uğruna başkasının hayatına bu denli müdahale etme hakkı yok. Tekrar tekrar söyleyeceğiz, gürültü asla özgürlük olamaz.

APP plaka güvenlik meselesi
Konu sadece ses sistemiyle sınırlı değil. APP plakalar da bu denetimsizliğin bir başka boyutu. Herkes takmış bu “APP” plakaya. Yahu kardeşim kimin APP yaptığının önemi yok, plakalar yeni sistemde otomatik okunmuyor. Standart dışı plakalar, kimlik tespitini zorlaştırıyor, denetimi zaafa uğratıyor. Bu da güvenlik meselesi değil mi? Diyorlar ki, “Vay efendim devlet neden zamanında izin verdi?” Kardeşim, trafik kanuında devlet gerek gördüğü zaman yasal düzenleme yapmaz mı? Örneğin kısa süre öncesine kadar ruhsatlı av tüfeği taşımak suç değilken şimdi aracınızda bunu taşıyamıyorsunuz. Devlet konuyla ilgili rahatsızlığı görmüş ve yerinde düzenlemeyle yasak hale getirmiş. Şimdi APP plaka dedikleri konuda buna benzer değil mi?
Bu yazıyı kaleme almama vesile olan ise gazeteci Zafer Şahin’in “Vatandaşla inatlaşmak olmaz” çıkışı oldu. Şahin’i pek tanımam, Kanal D’ye yönetici olduğu dönemde İstanbul’a gelmişti. Kısa bir süreliğine odamda ağırladım o kadar. Ancak duruşunu ve gazetecilik refleksini hep takdir ettim. Demirören’in kumpasçı medya yönetimine karşı sergilediği dik duruşundan dolayı Şahin’i ayrı bir yere koyarım. Buna rağmen bu konudaki değerlendirmesinin Multimedya pazarı gerçekleriyle örtüşmediği kanaatindeyim.

Yasayı hazırlayanların eline sağlık
Burada mesele, Şahin’in iddia ettiği gibi vatandaşla inatlaşmak değil. Tam tersine, vatandaşın yıllardır dile getirdiği bir soruna nihayet müdahale edilmesidir. Yasayı hazırlayanların elleri dert görmesin. Gürültü asla ve katiyyen özgürlük alanı olamaz! Başkasının yaşam hakkına müdahale özgürlük alanı olamaz! Bu konuda yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’yi bu cesur ve kararlı adımından dolayı tebrik ederim. İnşallah geri adım atmaz ve aynı kararlılıkla bu konunun üzerine gider.
Savaşın, krizin ve ağır gündemin ortasında bu konu hafife alınabilir. Ancak şehir hayatının kalitesi düştü, şehirlerde yaşayamaz hale geldik. Gürültüye teslim olmuş bir sokak, aslında denetimsizliğe teslim olmuş bir kamusal alan demektir. Bu nedenle atılan adım geri çekilmemeli, aksine net ve kararlı şekilde uygulanmalıdır.



