
“Suriye’deki tablonun sorumlusu İsrail”

“Suriye’deki tablonun sorumlusu İsrail”
Bünyamin Aygün
bunyaminaygun@gmail.com
Hakan Fidan, Suriyeli mevkidaşı ile kameralar önüne çıktı ve çok net, aynı zamanda sert açıklamalar yaptı. Diplomaside herkesin duyup geçtiği bir cümle gibi görünebilir. Ben öyle görmüyorum. Bu, sabır politikasının bitiş çizgisine gelindiğini yeni bir sayfanın yalnızca masada değil sahada da açılacağını haber veren bir cümle. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ankara’da Şam’dan üst düzey isimlerle yaptığı buluşmanın ardından verdiği mesajlar, Suriye başlığında yeni bir kırılma anına geldiğimizi haber veriyor. Ve o mesajların merkezinde net bir tespit var, Suriye’deki karanlık tablonun sorumlusu İsrail!
“Kürtler maşa değil”
Fidan’ın altını çizdiği temel ilke şu, Türkiye’nin bir numaralı refleksi barış ve sulh. Buna itiraz eden yok. Ama bu iyi niyetin, bizi süresiz oyalama ve sahada oldubittiye razı gelme anlamına gelmediğini de özellikle vurguluyor. Tam da burada kritik ayrım devreye giriyor, “Kürt kardeşlerimizi birilerinin maşası yapmayız.” Bu, kimliği, onuru ve vatandaşlık bağını koruyan bir ayrım. Sorun Kürtlerle değil, sorumlu gördüğümüz örgütsel yapılarda ve onları sahaya süren aktörlerde.

YPG/SDG’ye son uyarı!
Sahadaki tablo net, YPG/SDG sisteme entegre olmayı reddediyor. Bu reddediş salt ideolojik bir inat değil, dış bağlantılarla güç alan, bölgesel denklemi kilitleyen bir meydan okuma. Fidan’ın dili artık “rica”nın ötesinde. Mesajı doğrudan, “Uyarıları dikkate almazsanız, Türkiye’den yeni hamleler gelir.”Türkiye, son on yıl, bu cümlenin blöf olmadığını defalarca kanıtladı.
Ankara–Şam teması neye işaret ediyor?
Fidan’ın Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra ve İstihbarat Başkanı Hüseyin es Seleme ile Ankara’daki temasları, satranç tahtasında taşların yerinin yeniden ayarlandığını gösteriyor. Ortak açıklamalarda, “Suriye’de yeni bir sayfa açıldı, kaos ve gözyaşı duruyor. Suriyelilerin vatanlarına dönüşü hızlanıyor, yaptırımlar gevşiyor, diplomasi yeniden konuşuluyor” tespiti umut kapısını aralıyor. Fakat Süveyda’daki gerilim, Lazkiye hattında kıpırdanma ve YPG/SDG’nin sisteme entegre olmama yolundaki ısrarı da beyaz sayfayı lekeleyen gölgeler olarak adlandırabiliriz. Türkiye’nin çizdiği çerçeve şu, meydan okumayı doğru tanımlayıp, doğru karşılık vermek!
İsrail neden “karanlık aktör”
Fidan’ın “Bu karanlık tablonun en büyük aktörlerinden biri İsrail” cümlesi, sahadaki dinamiklerin çıplak bir özetidir aslında. Şam tarafı da aynı noktayı dillendiriyor, tekrarlanan İsrail tehditleri, Suriye’nin egemenliğine göz dikiyor, vatandaşların güvenliğini riske atıyor. Dürziler üzerinden üretilen fay hatları, “toplumsal kırılma” bahanesiyle meşrulaştırılan nüfuz alanları, İsrail’in uzun süredir benimsediği güvenlik perspektifinin araçları.
Aslında İsrail’in motivasyonu basit, Parçalı, meşgul, birbirine kenetlenemeyen bir Suriye… Bu durum İsrail’in kısa vadeli güvenlik çıkarları açısından konfor alanıdır. Bu yüzden her yumuşama işareti, başka bir cephede tetiklenecek krizlerle gölgelenir. Kısacası, istikrar değil “yönetilebilir istikrarsızlık” peşinde İsrail.

Süveyda, Lazkiye ve “kontrollü kaos”
Süveyda olaylarının ardından Amman’da yürütülen kabileler arası diyalog trafiği, sorunları barışçıl yöntemlerle çözme iradesine işaret ediyor. Buna rağmen çarşı karışıyorsa, orada kontrollü kaos arayışını görmek gerekir. Lazkiye’deki kıpırdanmaları da bu resme ekleyin. Bu tür cepheler, sahadaki aktörlere “pazarlık değeri” sağlar. Masadaki başlıklar tıkandığında sokağın ateşi yükselir. Türkiye bu oyunda yalnızca “gözlemci” değil, oyuncu! Sınır güvenliği, terör tehdidinin bertarafı ve geri dönüşlerin güvenli, onurlu ve gönüllü olması; Ankara’nın üç sacayağı. Bu hedefler için Türkiye, masayı ve sahayı birlikte kullanıyor. Fidan’ın sözleri, önümüzdeki periyotta aynı eşgüdümün süreceğini gösteriyor: Diplomasi kapısı açık kalacak ama caydırıcılık kapısı da aralık değil, daha açık olacak!
ABD, Rusya, İran ve İsrail
Bu çerçevede üç parametre özellikle sonuçları iekillendirecek. Birincisi, ABD’nin YPG/SDG kartı. Washington bu kartı elinde tutmaya devam ettikçe, entegrasyon ve normalleşme kanalları tıkanıyor. İkincisi, Rusya–İran pozisyonu. Bu iki ülkenin Şam üzerindeki ağırlıkları, sahadaki düzenlemelerin mimarisini etkiliyor. Üçüncüsü ise İsrail’in eşik stratejisi. Tırmandırma eşiğini yükseltip düşürerek, gündemi istediği hatlara çekmeye çalışıyor.
Türkiye için çıkar yol, bu üç parametreyi aynı anda okuyup eşzamanlı hamle üretebilmekten geçiyor.
Kürtlerle barış, örgütle mesafe
Suriye topraklarında toplanan PKK/PYD konusunda Türkiye’nin dili net, Kürt vatandaşlarımızla bağ ayrıdır, terör örgütüyle çizgi ayrıdır. “Kürt kardeşlerimizi birilerinin maşası yapmayız” cümlesi, hem Ankara’nın niyet beyanı hem de sahadaki aktörlere verilen açık mesajdır. Siyasetin, yerel düzenlemelerin ve ekonomik hayatın normal akışına dönmesi bu ayrımın toplumsal zeminde güçlenmesine bağlıdır.
“Yeni sayfa” neye bağlı?
“Yeni sayfa” retoriği cazip ama kırılgan. Suriye’yi ve bölgeyi bilen bir gazeteci olarak olarak şunları söylebilirim; Türkiye, Suriye’de temiz ve net bir sayfa açmak istiyorsa bunu ancak şu üç koşulla sağlamlaştırabilir; Güvenlik, Siyasi entegrasyon ve ekonomik nefes…
Güvenlik konusunda net olmalı, sınır hattında ve derinlikte terör örgütüne hareket alanı tanınmamalı. Siyasi entegrasyon için yerel aktörlerin merkezi yapıyla çatışmasız bir modele oturtulmasını sağlaması gerek. Son olarak, savaş yorgunu ülkenin ekonomik nefes alması sağlanmalı. Yaptırımların gevşemesiyle temel hizmetlerin ve ticaretin yeniden işlemesinin yolu açılmalı.
Bu üçü birlikte ilerlemezse, her umut cümlesinin arkasından yeni bir kriz başlığının çıkması kaçınılmaz olur.
Taşlar yeniden dizilirken
Ortadoğu satrancında taşlar yeniden diziliyor. Bu kez Ankara, “izleyen” değil “dizilişi etkileyen” aktör. Fidan’ın çıkışı, sabır politikasının istismar edilemeyeceğini ilan ediyor. YPG/SDG’ye son uyarı yapıldı. Şam’la temaslar, “yeni sayfa”ya içerik kazandırma imkanı sunuyor. İsrail’in karanlık aktör olarak işaretlenmesi ise masadaki küresel–bölgesel çakışmayı berraklaştırıyor.
Benim gördüğüm şu; Türkiye barış için kararlı, oyalamaya karşı hazırlıklı, caydırıcılıkta istekli. Bu üçlü doğru sırayla işletilirse, sadece Suriye denklemi değil, Türkiye’nin güney sınırlarının geleceği de belirginleşir. Aksi halde her gevşeyen düğümün yerini başka bir kördüğüm alır.
Ve unutmayalım, barış talebi güçten düşmek değildir, aldatılmaya rıza hiç değildir. Tam tersine barış, niyetle birlikte irade ve kapasite ister. Türkiye bugün bu üçüne de sahiptir. Şimdi mesele, sahadaki sis perdesini dağıtıp oyunu kurallarıyla sürdürmektir. Çünkü bu kez gerçekten sabrın sonuna gelindi.



