Trend

Orhan Pamuk neden Türkiye’yi hedef alıyor?

Orhan Pamuk neden Türkiye’yi hedef alıyor?
  • “Batıdaki skandalı boşver. Batı’da olmuş skandalları anlatıyorlar. Yakınımızda dönen, kadınlara yapılan rezaletleri anlatalım. Türkiye’de erkeklerin kafalarında çok çirkin şeyler var. Kadınlar bunun için acı çekiyor. Ben Türkiye’dekini eleştiririm, benim tutumum bu. Trump’ı eleştirmek marifet değil.” 

Orhan Pamuk neden Türkiye’yi hedef alıyor?
Bünyamin Aygün
bunyaminaygun@gmail.com

Bir yazar düşünün… Yazdığı kitapları bir avuç insan okumaz ama yayınladığı her kitap tartışma yaratır. Öte yandan bazı diziler vardır, Türk milletinin değerlerini hedef alır ve günlerce, haftalarca gündemin merkezine yerleşir. Tam da bu noktada mesele yalnızca sanat ya da kültürel üretim olmaktan çıkar, toplumsal hassasiyetlerin nasıl korunacağı sorusuna dönüşür. Böylesi durumlarda devletin refleksi gecikmemeli, gerektiğinde müdahale etmeli, hatta yasak dahil her seçeneği masada tutmalıdır. Nitekim artık görüyoruz ki, işine gelmediğinde ABD TikTok’u yasaklayabiliyor, Çin ve Rusya Instagram ve X gibi platformlara sınırlamalar getirebiliyor, İngiltere ise 16 yaş altına sosyal medya kısıtlaması uygulayabiliyor. Yani içinde bulunduğumuz çağda, söz konusu olan ister milli değerler ister gençliğin geleceği olsun, “yasak” kavramı bildiğimiz anlamının ötesine geçerek bir tür koruma sorumluluğuna dönüşüyor.

Pamuk’un nefret söylemi ve Tv dizilerinin gerçekleri


İşte tam da bu nedenle, şuan yayında olmayan Kızıl Goncalar ve Yalı Çapkını, yayında olan Kızılcık Şerbeti ve İnci Taneleri gibi dizilerin yayınlanır yayınlanmaz düşünülmeden yayından kaldırılması şart! Bu dizilerin hangi bakış açısına hizmet ettiği sorusu, sosyal medya çağında artık en sıradan vatandaşın bile zihninde yer buluyor ancak bu konuda somut yaptırım adım beklentisi devlete yöneliyor. Yazımın başında sözünü ettiğim, geniş kitlelerce okunmasa da sürekli gündem olmayı başaran ismi tahmin etmişsinizdir, meşhur sözde soykırım destekleyicisi Orhan Pamuk!  Onunla ilgili kişisel anılarıma geçmeden önce, sürecin nasıl şekillendiğine bakalım. Mali desteği şaibeli, “Masumiyet Müzesi”nin diziye uyarlanmasıyla birlikte Pamuk, Türk insanına karşı “nefret söylemleriyle” yeniden ortaya çıktı. Tıpkı Nobel ödülünü aldığı dönemde olduğu gibi yine Türklere saldırdı. Bu kez hedefinde erkekler var!

Epstein’i savunan Pamuk’un sözleri

Takip edemeyenler için sözlerini kısaca hatırlatalım. Gazeteci Murat Sabuncu’nun konuğu olan Pamuk şöyle diyor, “Batıdaki skandalı boşver. Batı’da olmuş skandalları anlatıyorlar. Yakınımızda dönen, kadınlara yapılan rezaletleri anlatalım. Türkiye’de erkeklerin kafalarında çok çirkin şeyler var. Kadınlar bunun için acı çekiyor. Ben Türkiye’dekini eleştiririm, benim tutumum bu. Trump’ı eleştirmek marifet değil.” Pamuk bununla da yetinmeyip sözlerini şöyle sürdürüyor,“Kadın okullarında, yatakhanelerde neler yapılıyor… Bunları görmek marifet. Türkiye’de her şey iyi, Batı’da her şey kötü demek sağcı, faşizan bir söylem…”   Konuşmasının devamında ise Türkçe engeli varmış gibi ı-hlaya ı-hlaya konuştuğu için ne dediği tam anlaşılmıyor. 

Oyuncu Eylül Lize Kandemir.

Gala’da başrol oyuncusu çamaşırını göstermeye çalışıyor

Bu arada Netflix’te 9 bölüm olarak yayınlanan dizinin başrol oyuncularından Eylül Lize Kandemir’in fotoğraf çekimlerinde elbisesinin önden derin yırtmacını habire açmaya çalışması kameralara fena yakalandı!

Demet Akalın gibi ünlüler tepki gösterdi.

Bu durumda hem ünlülerin hem de kamuoyunun tepkilerine neden oldu. Sanatçı Demet Akalın, “Neden çamaşır hizanı göstermeye çalışıyorsun be kızım? Açtık şimdi Masumiyet Müzesi’ni izliyorum, izlenecek işte. Bırak açma” diye paylaşım yaptı. https://www.instagram.com/reels/DUxdijijb5-/

Yırtmacını açma çabası, oyuncuya pahalıya patladı.


Şöyle bir baktığımda ise sinema eleştirmeni Tunca Arslan’ın da isabetli tespitlerini gördüm. Arslan, mealen diyor ki, “Orhan Pamuk romanlarında aslında tam bir Türk düşmanı. Ortadoğu ve Türklerden nefret ediyorum diyor romanlarında.” 

Yıllarca sustu

Pamuk’un Türkiye gibi bir ülkede yıllardır yaşanan onca toplumsal olayda susup şimdi Epstein’i savunması biraz düşündürücü değil mi? Örneğin, daha yeni bir “Bebek Otel” skandalımız var, üzeri kapatıldı, unutturulmaya çalışılıyor şu aralar. Yine örneğin, Türkiye’de son bir yılda uyuşturucu kullanımı yüzde yüz artarak 15 milyon kişiye ulaşmış durumda. Bir kelime ettiğini duydunuz mu?
Maalesef bazı kesimler, Türkiye’de son yıllarda özellikle kadın cinayetleri ve toplumsal cinsiyet tartışmaları üzerinden tartışmaları alevlendiriyor. Bu tartışmalar yeni yapılar ve komisyonların kurulmasına kadar uzandı. Nitekim Gazeteciler Cemiyeti bünyesinde yalnızca kadın gazetecilerden oluşan bir komisyon oluşturulması da bu tartışmaların bir parçası olarak gündeme geldi.

Cihangirdeki o röportaj

Şimdi, Orhan Pamuk’u daha yakından tanıyabilmeniz için birebir gözlemime dayanan  anılarıma gelelim. Yanılmıyorsam yıl 2006’ydı. Pamuk, Türkiye’ye yönelik ağır ithamları ve sözde soykırım iftirasını dillendirdiği bir dönemin ardından Nobel ödülünü kapmıştı. Bu çıkış, ülkede ciddi bir toplumsal tepki doğurdu. En sert reaksiyonlardan biri de milliyetçi çevrelerden, özellikle ülkücü gençlikten gelmişti. Pamuk o dönemde yoğun bir mağduriyet söylemi içindeydi. Türkiye’de hayatının tehlikede olduğunu, istenmediğini ve dışlandığını anlatıyordu. Bu anlatının, hem Batı entelektüel çevrelerinde hem de uluslararası kamuoyunda karşılık bulacak şekilde kurgulandığı açıktı! O sırada Derya Sazak, Milliyet gazetesinde dikkat çeken röportajlara imza atıyordu. Pamuk’un, bu anlatısını geniş kitlelere taşımak için özellikle Sazak’la görüşmek istemesi tesadüf değildi. Altını çizmek gerekir, Röportaj talebi Pamuk’tan gelmişti.

Pamuk’un dairesinin bulunduğu Cihangirdeki Taray apartmanı.


Bu görüşmenin fotoğraflarını çekmek üzere ben görevlendirildim ve birlikte Pamuk’un Cihangir’deki evine gittik. Ancak dışarıda oldukça gergin bir atmosfer vardı. Basın mensupları, milliyetçi gençler ve ülkücü gruplar sloganlar atıyordu. İçeri girdiğimizde ilk dikkatimi çeken şey, evin kapısının neredeyse bir banka kasasını andıran zırhlı yapısı oldu. Pamuk, tüm bu gerginliğe rağmen oldukça rahat bir tavırla “Önce bir kahve alalım, sonra röportaja başlarız” dedi.
Dışarıdan sloganlar atılırken bu rahatlık dikkat çekiciydi. O gün Ramazan ayıydı ve ben oruçluydum. Röportajın seyrini etkilememek adına kahveyi tamamen reddetmek istemedim. Mutfağa geçip sıcak suda çözünen basit birer kahve hazırladık. Röportaj başladı. Ben birkaç kare fotoğraf çektikten sonra, masasının karşısındaki saksılı çiçeğin yanına oturdum. Kahveden yudum alıyormuş gibi yapıp, fark ettirmeden fincandaki içeceği saksıya boşalttım. Düşünebiliyor musunuz? Yüzde 98’i müslüman olan ülkeden hem de bir gazeteci olarak oruçlu olduğumu söyleyemedim. Çünkü adamın kafası belli!

“Yine mi sen?”

İkinci deneyimimi ise Kültür-Sanat editörü Filiz Aygündüz ile birlikte bir Orhan Pamuk röportajına gittiğimizde yaşadım. Görüşme boyunca Pamuk son derece nazik, ölçülü ve içten bir profil çiziyordu. Röportaj bitiminde fotoğraflar için gerekli pozları da herhangi bir tereddüt göstermeden verdi. Gazeteye döndüğümüzde, röportaj metninde dikkat çeken bir detay vardı: Pamuk’un aklına gelen bazı cümleleri küçük not kağıtlarına yazıp arkasındaki panoya iğnelemesi. Dönemin yayın yönetmeni Sedat Ergin, özellikle kültür-sanat içeriklerine yakından müdahil olur, her şeye en ince ayrıntısına kadar karışırdı. Bu notların fotoğraflanmasını istedi. Filiz Aygündüz bu talebi Pamuk’a ilettiğinde, Pamuk “Gelip siz çekin” diyerek bizi yeniden evine davet etti. Aradan birkaç gün geçmişti. Bu kez ben tek başıma tekrar Cihangir’deki evine gittiğimde kapıyı açtığında yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi. Muhtemelen karşısında bir kadın gazeteci bekliyordu. Beni görünce yüz ifadesi anında değişti ve istemsizce, “Yine mi sen?” dedi. 
Daha iki gün önce kadın gazetecinin karşısında son derece zarif ve ölçülü bir entelektüel duruş sergileyen Nobel ödüllü yazar gitmiş, yerine daha küstah, daha buyurgan, ukala bir tavır gelmişti adeta. Ardından, “Hadi acele et, benim işim var” diyerek bir de fırça atmaz mı?

Orhan Pamuk.

Amerika’daki fotoğraflar

Üçüncü olayı doğrudan kendisiyle yaşamadım ancak bu Nobel ödüllü yazarla (!)Amerika’ya giden bir kadın gazetecinin hikayesi, dolaylı biçimde beni de içine çekti. Kanal D’de haber sunan bir meslektaşımız kanaldan çıkarıldıktan sonra Sabah Grubu ile dışarıdan röportajlar yapmak üzere anlaşmıştı. O dönem Orhan Pamuk röportajı sıradan ama bir şekilde de modaydı. Bu haber sunuculuğundan ayrılan meslektaşımız soluğu Amerika’da aldı. Yola çıkmadan önce fotoğraf ekipmanı konusunda benden destek istedi. Ben de kendisine temel ama hızlandırılmış bir fotoğrafçılık kursu verdim.

ABD’de Pamuk, gazeteciyi evine davet etti. Birbirinden yılışık ve gördüğünüzde o kalıba yakıştıramayacağınız pozlar vermiş. Ancak çekim sonrası, Fotoğraflara bakacağım” diyerek makineyi eline alıyor ve yanlışlıkla tüm kareleri siliyor. En azından bana söylenen buydu. Türkiye’ye döndüğünde meslektaşım hafıza kartını bana ulaştırıldı ve destek istedi. Kurtarma programı sayesinde fotoğrafları geri getirmeyi başardım. Ortaya çıkan görüntüler ilginçti: Pamuk, kadın bir fotoğrafçının objektifi karşısında son derece garip, neredeyse bambaşka bir portre çiziyordu. O gün o kareler yayımlansaydı, muhtemelen bambaşka bir tartışmanın kapısı aralanacaktı. Bu olayla ilgili başka gelişmeler de oldu ancak konumuzla alakalı olmadığı için başka zamana bırakıyorum.

Bildiğimiz bil kafi!

Uzun lafın kısası, bu çok satan ama okunmayan yazarımız sanıyor ki kimse onun gerçek yüzünü bilmiyor. Para için Netflix ile yaptığı anlaşmayı, kitaplarının eskiden satıldığı halde okunmadığını, şimdi ise ne satıldığını ne de okunduğunu kimsenin fark etmediğini düşünüyor. Batının gözüne girmek için ortaya attığı tartışmalı söylemler, yıllardır sürdürdüğü çifte standart ve toplumsal travmalara sessiz kalışı, sanatçı kimliğinin arkasına sığınarak meşrulaştırmaya çalıştığı bir tutarsızlık değil mi?

İşte Pamuk’un gerçek yüzü.

Tüm bunların yanında, karşı cinse olan zaafıyla kendi kafa yapısını eleştirse, biraz kendini düzeltmeye çalışsa daha doğru bir adım atmış olmaz mı? Aslında erkek gazeteciye gösterdiği tavırla kadın gazeteciye yaklaşımı arasındaki fark bile onu ele veriyor.

Belki de tüm bu tavırların arkasında, Batı’nın gözünde “mağdur entelektüel” imajını koruma çabasıyla birlikte, kişisel zaaflarını örtme gayesi de yatıyor!


Kaynak
Milliyet Cadde

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Kaleminize sağlık izlerken bende aynisini düşündüm. Ayrıca Anadolu tasralı zengin bile olsa görgüsüz ezik barbar gostwrilmis

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu