
ABD’de Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin tarihi

ABD’de Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin tarihi
Bekir Atacan
1290 yılında Avrupa’da Hristiyanlar ve Yahudiler arasındaki çatışmanın zirve yaptığı bir dönem yaşanmıştır. İngiltere Kralı Edward I, bir ferman yayımlayarak Yahudilerin Hristiyanlığı kabul etmesini ya da ülkeyi terk etmesini zorunlu kılmıştır. 1306 yılında Fransa Kralı Philip IV de benzer bir politika izlemiştir. Bu, Avrupa’da Hristiyanların Yahudilere duyduğu derin nefreti yansıtmaktadır. Bu nedenle birçok Yahudi, Hristiyanlığı dışarıya karşı kabul etmiş gibi görünse de kendi inançlarını gizlice yaşamaya devam etmiştir.
Zamanla Yahudiler, görünürde Hristiyan olan ancak özünde Yahudiliği koruyan bir dini hareket oluşturmuş ve kilisenin toplum üzerindeki etkisini sınırlamayı hedeflemiştir. Bu hareket, “Protestanlık” adıyla bilinmiş ve Martin Luther (1483-1546) önderliğinde şekillenmiştir. Avrupa’da azınlık olan Protestanlar, Katoliklerin baskısından dolayı Amerika’nın keşfinden sonra (1492) buraya göç etmişlerdir. Bugün Amerika’daki Hristiyan nüfusun çoğunluğunu Protestanlar oluşturmaktadır.
Protestanlık ve Yahudi-Hristiyan ittifakı
Protestanlık, Yahudilik ve Hristiyanlık arasında bir bağ kurmuş, her iki dini de birbirini tamamlayan bir bütün olarak görmüştür. Bu hareket, Yahudileri “İsa’nın katili” olarak suçlamaktan vazgeçmiş, aksine Yahudi-Hristiyan ittifakını öne çıkarmıştır. Bugün birçok Amerikan kilisesinde İsrail’e destek çağrıları yapılmakta ve bu doğrultuda bağışlar toplanmaktadır. Ayrıca Protestanlar, Mesih’in dönüşü için belirli şartların yerine getirilmesi gerektiğine inanmaktadır: Yahudilerin Filistin’de bir devlet kurması ve Süleyman Mabedi’nin yeniden inşa edilmesi. Amerika’daki Protestan hareketin siyasi temsilcisi büyük ölçüde Cumhuriyetçi Parti’dir. Ronald Reagan, George Bush (baba ve oğul) ve Donald Trump gibi isimler bu ideolojiye bağlı liderlerdir. Özellikle Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, bu dini inancın siyasi bir uzantısıdır.
Demokrat Parti ve Masonluk
Demokrat Parti, 1828’de Cumhuriyetçi-Demokrat Parti’den ayrılarak kurulmuştur. Bu parti, köklerini Avrupa’da 1616’da kurulan Masonik hareketten almaktadır. Masonluk, dünyayı kendi değerlerine göre yeniden inşa etmeyi hedefleyen laik bir hareket olarak tanımlanır. Masonlar, bireyi merkeze alan bir toplum modeli benimsemekte ve ulusal kimlikleri, dilleri, kültürleri ve dinleri ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Amerikan bağımsızlık mücadelesi (1776), Protestan Hristiyanlar ve Masonların ortak çabalarıyla gerçekleşmiştir. Amerika’nın anayasası, genişlemeci ve sömürgeci bir vizyonla oluşturulmuş, bu doğrultuda önce 13 koloni, ardından 50 eyaletli bir yapı inşa edilmiştir. Masonların ideolojisi, Fransız Devrimi’ni (1789) etkileyerek Avrupa monarşilerini devirmiş ve Napolyon Bonapart gibi liderlerin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Napolyon, Yahudiler için Filistin’de bir devlet kurma fikrini ilk kez dile getiren lider olmuştur.
Cumhuriyetçi ve Demokrat Partilerin ortak noktaları
Cumhuriyetçi Parti, dini gerekçelerle İsrail’in varlığını desteklerken, Demokrat Parti bu desteği sömürgeci bir bakış açısıyla sürdürmektedir. Demokratlar, İsrail’i küresel Amerikan hegemonyasının bir ileri karakolu olarak görmektedir. İki parti arasındaki ideolojik farklara rağmen, her ikisi de İsrail’in varlığını ve üstünlüğünü desteklemekte birleşmektedir.
Araplar ve Filistinliler için anlamı
Cumhuriyetçi Parti, İsrail’in varlığını Mesih’in dönüşü için dini bir şart olarak görürken, Demokrat Parti bunu küresel hakimiyetin bir aracı olarak benimsemektedir. Bu nedenle Araplar ve Filistinliler açısından her iki parti de düşmanca bir politika gütmektedir. Her iki partiden de Filistin ve Arap dünyası lehine bir tavır beklemek gerçekçi değildir. Bu durum, Arapların ve Filistinlilerin Amerikan siyasetini değerlendirirken daha bilinçli bir duruş sergilemesi gerektiğini göstermektedir. Gazze’deki savaş sonrası durum, bölgenin siyasi ve güvenlik geleceği hakkında pek çok soru ve belirsizliği beraberinde getiriyor. Bu soruların başında Gazze’nin kim tarafından yönetileceği ve güvenlik ile insani yardımların nasıl sağlanacağı geliyor. Özellikle 7 Ekim öncesine dönmenin siyasi açıdan zor olduğu belirtiliyor. Hamas’ın Gazze’yi eskisi gibi yönetemeyeceği, ancak varlığını dolaylı yollarla sürdürebileceği düşünülüyor.
Gazze’nin yönetimi
Gazze’yi kim yönetecek? Yeni bir uluslararası uzlaşma mı sağlanacak yoksa bölgeyi geçici bir hükümet mi yönetecek? Bölge, uluslararası toplumun istediği bir şekilde kademeli olarak yeniden düzenlenebilir, ancak bu süreç ciddi diplomatik mücadeleleri gerektirecek. Güvenlik kontrolü nasıl sağlanacak? Tekrar bir çatışma yaşanmasını kim garanti edebilir? Altyapının büyük ölçüde zarar görmesiyle birlikte insani yardımların düzenlenmesi hayati bir konu. Bu yardımların ulaştırılabilmesi için uluslararası bir koordinasyon şart. İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi kısa vadede pek olası görünmüyor. Bazı stratejik bölgelerdeki kontrolünü sürdürmesi bekleniyor. Kısmi çekilme, bölgede tansiyonu düşürmek yerine yeni gerilimlere yol açabilir. ABD ve uluslararası toplum, savaşı Donald Trump’ın başkanlık görevini devralmasından önce durdurmaya çalışıyor. ABD’nin yeni yönetimi, bölgede nasıl bir politika izleyecek, bu belirsiz. Trump’ın geçmişte İsrail yanlısı tutumu biliniyor. Ancak gelecekte barış odaklı mı yoksa daha agresif bir politika mı izleyeceği net değil. İsrail’in, bölgedeki tüm savaşlarda bir araç olarak kullanıldığı görüşü sıkça dile getiriliyor. İsrail’in ateşkese yönelmesi, bölgedeki büyük güçlerin stratejik hesaplarının bir parçası olarak görülüyor.
Gazze’nin yeniden inşası ve güvenlik düzenlemeleri konusunda uluslararası bir çözüm bulunamazsa, çatışmaların daha güçlü şekilde geri dönme riski var.
Uluslararası veya Bölgesel Yönetim: Geçici bir uluslararası veya Arap yönetimiyle Gazze’nin yeniden düzenlenmesi gündeme gelebilir.
İsrail tamamen çekilmese bile, Gazze’nin giriş ve çıkışlarında kontrolünü sürdürmesi muhtemel.
Gelecekteki zorluklar
Abluka ve siyasi engellere rağmen Gazze’nin yeniden inşası nasıl sağlanacak?
Kalıcı bir barış sağlanmadan çatışmaların tekrar etmesi nasıl önlenebilir?
Savaşın sonuçlarından doğrudan etkilenen Gazze halkının ihtiyaçları nasıl karşılanacak?
Gazze’nin geleceği oldukça karmaşık bir süreç gerektiriyor. Kalıcı bir çözüm, uluslararası ve bölgesel aktörlerin iş birliğini ve etkili bir diplomatik yaklaşımı zorunlu kılıyor.



