
Vesayetin son kalıntısı TÜSİAD!

Devlet yüksek faizli borç aldı, TÜSİAD üyeleri düşük faizli kredilerle zenginleşti.
Vesayetin son kalıntısı TÜSİAD!
Göktürk Kadığoğlu
gokturkkadioglu@outlook.com.tr

Türkiye, son 23 yılda savunma sanayisinden uydu üretimine, dış politikadaki bağımsızlıktan yerli üretime kadar birçok alanda devrim niteliğinde ilerlemeler kaydetti. Bir zamanlar IMF kapılarında borç dilenen, yüksek faiz kıskacında sıkışan bir ülke iken, bugün kendi savaş gemisini, insansız hava araçlarını, uydularını ve enerjisini üreten bir güç haline geldi. Ancak her büyük dönüşümde olduğu gibi, bu ilerleme sürecinin de karşısında duranlar var: TÜSİAD ve onun temsil ettiği sermaye vesayeti.
Devlet yüksek faizli borç aldı, TÜSİAD üyeleri düşük faizli kredilerle zenginleşti.
TÜSİAD ve IMF Dönemleri: Kim Kazandı, Kim Kaybetti?
TÜSİAD, yıllardır Türkiye’nin ekonomik ve siyasi düzenine yön veren sermaye grubu olarak, IMF ve uluslararası finans çevreleriyle iç içe hareket eden bir yapı olmuştur. 1990’lı yıllarda ve 2001 krizinde IMF kredileriyle Türkiye ekonomisini sözde “kurtarmaya” çalışırken, aslında kimlerin kazandığı ortadaydı:
Devlet yüksek faizli borç aldı, TÜSİAD üyeleri düşük faizli kredilerle zenginleşti.
Devlet halkın cebinden IMF’ye faiz öderken, TÜSİAD mensupları ithalata dayalı bir ekonomik düzeni besledi.
Üretim yerine sıcak paraya bağımlı bir model yaratıldı, fabrikalar kapandı, işsizlik arttı.
Bugün Türkiye IMF’den bağımsız, üretim ekonomisine geçiş yapmaya çalışan bir ülke haline geldi. Ancak TÜSİAD’ın çıkarları, tam da bu noktada devreye giriyor. Çünkü devlet IMF’ye muhtaç olmadığında, büyük sermaye gruplarının hükümetler üzerindeki etkisi azalıyor. TÜSİAD’ın son dönemde hükümete yönelik artan eleştirilerinin altında da işte bu gerçek yatıyor.
Eğer gerçekten enflasyon ve hayat pahalılığı umurlarında olsaydı, fahiş fiyat artışlarına sebep olan kendi üye şirketlerini neden eleştirmiyorlar?
Peki TÜSİAD gerçekten ekonomiyi mi düşünüyor?
TÜSİAD, yaptığı açıklamalarda hukukun üstünlüğü, demokrasi ve ekonomik istikrar gibi kavramlar üzerinden hükümete yükleniyor. Ancak şunu sormak gerekmez mi?
Eğer gerçekten hukuk ve demokrasi için endişelilerse, neden geçmişte askeri vesayet dönemlerinde sessizdiler?
Eğer gerçekten enflasyon ve hayat pahalılığı umurlarında olsaydı, fahiş fiyat artışlarına sebep olan kendi üye şirketlerini neden eleştirmiyorlar?
Eğer gerçekten halkın çıkarlarını düşünüyorlarsa, yıllardır bu ülkenin milli savunma sanayisine yatırım yapmak yerine neden Batı merkezli ticaret politikalarına bağımlı kaldılar?
Gerçek şu ki, TÜSİAD için demokrasi ve ekonomi sadece bir bahanedir. Asıl mesele, Türkiye’nin tamamen bağımsız, küresel sermayeye muhtaç olmayan bir ekonomi modeli oluşturmasıdır.
TÜSİAD’ın hükümete karşı asıl derdi ne?
TÜSİAD’ın hükümete karşı aldığı tavrın arkasında sadece ekonomi politikaları değil, Türkiye’nin artan siyasi ve askeri bağımsızlığı da var. TÜSİAD’ın desteklediği ekonomi modeli, Türkiye’nin sürekli dışa bağımlı kalmasını sağlayan, yerli üretimi ve sanayileşmeyi engelleyen bir sistem üzerine kurulu.
Türkiye, savunma sanayisinde Batı’ya bağımlılığı kırarken TÜSİAD neden rahatsız?
Türkiye, IMF’ye borçlu olmadığı halde, neden tekrar IMF politikalarına dönülmesi gerektiğini savunuyorlar
Türkiye, küresel bir güç olma yolunda ilerlerken, neden içeriden sürekli ekonomik kriz çığırtkanlığı yapılıyor?
Çünkü TÜSİAD eski Türkiye’yi istiyor. Zayıf, küresel ekonomik aktörlerin kontrolünde, IMF’den talimat alan, savunma sanayisi ithalata bağımlı bir Türkiye… Bunu elde edebilmek için de hükümete her fırsatta saldırıyorlar.
TÜSİAD, hükümetin değil, halkın karşısındadır.
TÜSİAD, bağımsız Türkiye yerine, kendine bağımlı bir hükümet istemektedir.
TÜSİAD’ın artık bu ülkedeki ekonomik vesayet düzenindeki rolü sona ermelidir.
TÜSİAD’ın artık sahneden çekilme zamanı gelmiştir
TÜSİAD, yıllarca hükümetleri yönlendiren, devlete faiz ödetirken kendi kasasını dolduran, dışa bağımlı politikaları teşvik eden bir yapı oldu. Ancak Türkiye artık sadece bir avuç elitin değil, 85 milyon vatandaşın çıkarlarına hizmet eden bir ekonomik sisteme yöneliyor.
TÜSİAD, hükümetin değil, halkın karşısındadır.
TÜSİAD, bağımsız Türkiye yerine, kendine bağımlı bir hükümet istemektedir.
TÜSİAD’ın artık bu ülkedeki ekonomik vesayet düzenindeki rolü sona ermelidir.
Türkiye, geçmişte olduğu gibi bir avuç seçkinin yönlendirdiği değil, milletin karar verdiği bir ülke olmaya devam edecektir. TÜSİAD ve onun vesayetçi zihniyeti de bu değişime ayak uydurmak zorundadır.



