
Dilini eşek arısı soksun e mi!..

Dilini eşek arısı soksun e mi!..
Burak Fazıl Çabuk
“Konuşmayı öğrenmek üç yıl sürer ama susmayı öğrenmek bir ömür alır…”
Yakın bir dosttan gelen bu “özlü söz” üzerinden gidelim bugün.
Bu cümleyi duyduğumuzda, “Ne kadar da güzel söylenmiş…”, “Çok doğru!”, “Harika bir çıkarım!” gibi düşüncelerle yorumumuzu yaparız ve yolumuza devam ederiz, değil mi?
Aksine düşünmen ve bir daha düşünmen gerekmekte…
Çünkü hayat devam etmektedir…
Halbuki hemen hemen hepimiz bu cümlede gizli olan o kısır döngüden bir türlü çıkamamışızdır. Her zaman buna benzer şekilde; “Söz gümüşse sükût altındır” diyerek etrafımıza da nasihat ederiz ama en başta biz bu tavsiyelere uymaz, yolumuza devam ederiz, değil mi?
Çünkü hayat devam etmektedir…
İşte bu hayat, şu hayat, o hayat vesaire devam ederken; hepsi birbirine girmiş, çarpışmış veyahut kesişmiş şekilde dolanan hayatlar güneşin etrafında nizami bir şekilde dönerken; gece ya da gündüz doğumlar ve ölümler sayesinde yeni hayatlar gelip eski hayatlar giderken ve bu yazdıklarım sonrasında kendi hayatını sorgulayan, arayışta olan, yola düzgün devam etmek niyetinde yararlı ve dahi faydalı kültür sahibi bir varlık olmak amacındaysan, asıl senin yukarıdaki özlü sözü sadece duymuş olmakla kalmaman lazım. Aksine düşünmen ve bir daha düşünmen gerekmekte…
Çünkü sadece hep hayat devam etmektedir dersen, kaçıyorsun demektir…
Sorumluluk almaktan, sorun çözmekten, yardım etmekten, çalışmaktan, düşünmekten, fikir geliştirmekten, paylaşmaktan, özveride bulunmaktan ve daha birçok güzel şeyden kaçıyorsun demektir…
Savaş başlamıştı o teneke yığınının içerisinde, o teneke kafalı kültürsüzler ve onlara yandaş olanlar yüzünden…
O nedenle zaten senin susabilmeyi öğrenmeyi bırak, adam gibi bir ömür sürmen bile hiçbir zaman mümkün olmayacak demektir…
Bu düşüncelerle ayakta seyahat ettiği otobüste derin derin etrafına bakan Kültür Bey, yer kavgası yapan iki kadın arasındaki tartışmaya dikkat kesiliverdi… Birbirlerine söyledikleri sözler ağza alınacak gibi değildi aslında. Demek ki kültürel bir seviye düşüklüğü vardı otobüste. Muhakkak vardı çünkü diğer yolcular da olaya dahil olup iki farklı cephe meydana getirdiler, saflar sıklaştırıldı, teçhizatlar yani cep telefonları çıkarıldı, kameralar açıldı yani siperler kazıldı sonrasında… Savaş başlamıştı o teneke yığınının içerisinde, o teneke kafalı kültürsüzler ve onlara yandaş olanlar yüzünden…
Bizim konuyu özetler şekilde bağırdı kaptan en önden: “Ya susun lütfen, yapmayın, etmeyin!” Dedi demesine ama o küçük komünde idareci rolündeki şoförü dinleyen ya da ona aldıran yoktu. Otorite ayaklar altındaydı, toplum kamplaşmıştı, fırkalara bölünmek istemeyen Kültür Bey gibi kültürlüler ve Kültür Bey gibi sessizliği altın görenler iki cepheye de yaklaşmadılar bile. Sükût ederek tartışmanın dinmesini beklediler lakin gerektiğinde müdahale edecek kadar da tetikteydiler. Sükût ederek cephelere de örnek oluruz belki deyip sessizliğin ortama hâkim olmasını dilediler ama tabi ki olmadı. Kılıçlar çekilmişti bir kere, ok gibi sözler sonrası, iki kadın yolcu da saç baş yolma durumuna geçmişlerdi bile. Olay karakolda son buldu, saçma sapan bir kavga, bir didişme, bir inatlaşma yüzünden zamanlar da heba oldu gitti. Boşa harcandı vakit, düzelmedi işler, kalmadı adab-ı muaşeret…
Evet, konuşmayı kısa sürede öğrenebilen insanımız, susmasını hiç ama hiç öğrenememişti, hâlâ öğrenmemek için de direniyordu şu demlerde…
Edep, adap, ahlak, insanlık, sevgi, barış derken, birkaç gün önce yeni eline geçen ve 1961 yılında basılmış “En Yeni Adab-ı Muaşeret Kuralları” adlı kitap geldi aklına Kültür Bey’in. O zaman da “Yahu edebin eskisi yenisi, güncellenmişi mi olur diye?” şaşkınlığını belirtmişti bir arkadaşına. Kültürden kültüre tabi ki değişen durumlar söz konusu olabilirdi ama “en yeni” de ne demekti ki? Herhalde bir pazarlama taktiği olsa gerekti o zaman için demişti ama aklı bugünkü otobüs harbindeydi. Yeni eski, modern geleneksel, eski çağ yeni çağ fark etmez, adab-ı muaşeretin esamesi yoktu o an ve şu an. Otobüsler sanki taşımacılık yapmıyordu da boks ringi vazifesi görmeye başlamıştı son zamanlarda. Ondan mütevellit, zaten bu kültürsüzlüğe adab-ı muaşeret desek, onu da anlamayacaklardı ya! Kızdı durdu kendi kendine, sinir harbi geçirdi bir süre memlekette yaşananlardan ötürü. Söz, laf, atışma, inat, kavga ve sonrasında öldürmeye teşebbüs veya öldürme dahil toplumda meydan gelen hadiseler silsilesi gidişatın hiç de iyi olmadığını göstermekteydi…
Evet, konuşmayı kısa sürede öğrenebilen insanımız, susmasını hiç ama hiç öğrenememişti, hâlâ öğrenmemek için de direniyordu şu demlerde…
Kimisi sarı-lacivert severken, kimisi sarı-kırmızı seviyordu, tuttuğu takım için tezahürat yaparken boğazı yırtılıyordu ama maç öncesi ya da sonrası kimse susması gerektiği yeri bilmiyor, maçlar oynanırken dahi oyuncuları zevkle izlemek bırakılıyor ve kavgalar ediliyordu…
Kimisi sağ kimisi sol istikamette gitmek tercihinde bulunmuştu, iki taraf da hiç susmuyordu, sloganlar ve bağırışlar havada uçuyordu, yıllardır konuşuyorlardı ama bir orta yol bulamamışlardı, en doğrusunu hep kendileri getirecekti, o nedenle kavga etmekten de hiç ama hiç geri durmuyorlardı…
Kimisi düğünde kendi oyun havası çalınmıyor diyerek edebiyle oturmuyor, susmuyor ve söyleniyordu. İlla istediği şekilde göbek atacak, pistini tozunu attıracaktı… Neticede düğün salonu da kavgalara, yumruklara ve tekmelere sahne oluyordu…
Kimisi çaya şeker atmazken, diğeri çaya şeker attığı için kahvede başlayan tartışma sırf susulmadığı için büyüyordu, kavga hemen akabinde gelecekti zaten. İncir çekirdeğini doldurmaz bir sebep yüzünden hem de…
Kimisi düğünde kendi oyun havası çalınmıyor diyerek edebiyle oturmuyor, susmuyor ve söyleniyordu. İlla istediği şekilde göbek atacak, pistini tozunu attıracaktı… Neticede düğün salonu da kavgalara, yumruklara ve tekmelere sahne oluyordu…
Kimisi sen bana yol vermedin, kimisi sen bana arkadan vurdun diyerek trafikte dehşet kavgalar sahnelerken, kimleri de küçük kazalarda dahi sırf ego, sırf kibir, sırf şeker düşüklüğü yüzünden ya da sırf kabadayılık, sırf fors, sırf artistlik olsun diye susabilmeyi bırakın, karşısındaki kişiye bodoslama dalmakta şu bizim yollarda…
Karı-koca kavgaları biter mi?.. Susmak erdemlilik iken, bağırmak ve daha yüksek sesleri havaya saçıp üste çıkmak makbul sayıldığından, maalesef çoğu evde bu türden kavgaların örnekleri görülmekte ve aileler teker teker bireysel yaşamlara ayrılmakta…
İçinden konuşuyordu zaten yani içinden de olsa susmasına sustu ama o esnada yol tartışması yapan iki araç sahibinden biri, diğerine şöyle bağırıyordu: “Bak oğlum çek git! Ramazan Ramazan senin kafanı koparırırım!”
Anlayacağınız, tabi yukarıda saydığımız olumsuz örnekleri siz de deneyimlemişseniz ya da siz de yapılmaması gerekenleri bizzat yapmışsanız, deneyimleyenler sükût etmenin ne kadar da doğru olduğunu kavramış demektir. Haklı ya da haksız fark etmez her defasında çenesini tutamayanlar da başlarına gelecekleri çekecekler artık…
O nedenle, anlayacağınız derken, gerçekten bu vahim halimizi sadece bilip de anlamayın, lütfen idrak da edin dedi Kültür Bey, yine sustu…
İçinden konuşuyordu zaten yani içinden de olsa susmasına sustu ama o esnada yol tartışması yapan iki araç sahibinden biri, diğerine şöyle bağırıyordu: “Bak oğlum çek git! Ramazan Ramazan senin kafanı koparırırım!”



