
Türkiye’de LGBT politikalarına sessizlik ve MEB

Türkiye’de LGBT politikalarına sessizlik ve MEB
Göktürk Kadığoğlu
gokturkkadioglu@outlook.com.tr
Son yıllarda dünya genelinde LGBT hareketine yönelik kısıtlamaların giderek arttığı gözlemlenmektedir. Özellikle Hristiyan kimliğiyle öne çıkan ülkeler, bu yapıya karşı hukuki düzenlemeler getirerek, dernekleri kapatma ve aile yapısını korumaya yönelik politikalar geliştirme yoluna gitmektedir. ABD’de Trump yönetimi sürecinde ve Rusya’da Putin yönetimi altında LGBT etkinliklerine yönelik sert önlemler alınmış, Macaristan’da Viktor Orban hükümeti çocukları bu ideolojiden korumaya yönelik yasaları yürürlüğe koymuştur. Bu bağlamda, Türkiye’nin de benzer adımları atması elzemdir.
Bunun yanı sıra, yurtdışından gelen finansal desteklerle bazı sivil toplum kuruluşlarının bu ideolojiyi yaymaya çalıştığı ve bu durumun mevcut yasal çerçevede yeterince denetlenmediği de kamuoyunda tartışılmaktadır.
Türkiye’nin %99’unun Müslüman olduğu ve uzun yıllardır muhafazakâr bir hükümet tarafından yönetildiği düşünüldüğünde, aynı kararlılığın burada da sergilenmesi gerekmektedir. Ancak tam tersine, LGBT hareketinin Türkiye’de genişleme imkânı bulduğu, bazı belediyelerde bu yapıya yönelik müdürlükler ve bölümler açıldığı iddia edilmektedir. Bunun yanı sıra, yurtdışından gelen finansal desteklerle bazı sivil toplum kuruluşlarının bu ideolojiyi yaymaya çalıştığı ve bu durumun mevcut yasal çerçevede yeterince denetlenmediği de kamuoyunda tartışılmaktadır.
Putin, Trump ve Orban yönetimleri gibi, LGBT propagandasına karşı kesin ve sert yasaklar getirilmesi gerekmektedir.
Son olarak, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) çatısı altında eğitim sistemine LGBT propagandasının sokulmaya çalışılması, sürecin geldiği tehlikeli noktayı gözler önüne sermektedir. Eğitim-Sen’in okullarda izinsiz ve müfredat dışı “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” dersleri işleyerek, çocukları bu ideolojiye maruz bırakmaya çalıştığı ortaya çıkmıştır. Bakanlığın bu girişimi durdurmuş olması olumlu bir adım olmakla birlikte, bu tür girişimlerin kökten yasaklanması ve sorumluların en ağır hukuki yaptırımlara tabi tutulması gerekmektedir.
Türkiye, geleneksel aile yapısını ve toplumsal değerlerini korumak adına net bir duruş sergilemelidir. LGBT propagandasının okullara ve kamusal alanlara sızmasının önüne geçilmeli, bu doğrultuda katı hukuki düzenlemeler yapılmalıdır. Putin, Trump ve Orban yönetimleri gibi, LGBT propagandasına karşı kesin ve sert yasaklar getirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, bu hareketi finanse eden tüm kuruluşların mali akışları titizlikle incelenmeli ve yurt dışından fon alan yapılar doğrudan kapatılmalıdır. Bu faaliyetlere destek veren kişi ve kuruluşlara yönelik cezai yaptırımlar ağırlaştırılmalı ve caydırıcılık sağlanmalıdır. Kamu düzenini ve ahlaki yapıyı bozmaya yönelik bu tarz hareketler, yalnızca kınanmakla kalmamalı, hukuk çerçevesinde en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
Ayrıca, bu hareketi finanse eden tüm kuruluşların mali akışları titizlikle incelenmeli ve yurt dışından fon alan yapılar doğrudan kapatılmalıdır.
Türkiye’de yaşayan milyonlarca insan, dünyada bu yapıya karşı alınan sert önlemleri gözlemleyerek, kendi hükümetinin de benzer bir duruş sergilemesini beklemektedir. Bu konuda atılacak adımlar, hükümetin ideolojik istikrarını koruması açısından da kritik önemdedir. Geleneksel aile yapısının muhafazası, genç nesillerin sağlıklı bireyler olarak yetişmesi ve toplumun ahlaki bütünlüğünün korunması için LGBT ideolojisinin her türlü eğitim ve kamu alanından tamamen çıkarılması artık kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiştir.



