
Kitabına uydururuz sen rahat ol…

Kitabına uydururuz sen rahat ol…
Burak fazıl ÇabuK
burfaz@gmail.com
Bir sohbet meclisindeyiz.
Kültür Bey de ortamda ve konuşulanları dinlemekte.
Oto yıkama işi yapan güzel bir abi okul yıllarında başından geçen bir macerayı anlatıyor. Öğretmeni Reşat Nuri Güntekin’in “Kızılcık Dalları” adlı kitabını okuyun, özetini yazın demiş. O güzel abimiz bu kadar kalın kitap okunur mu ya demiş ki bu eser 216 sayfa aslında, baştan iki cümle sondan üç cümle yazmış, arka kapak yazısından birkaç şey çalmış, oldukça da uyduruk şeylerle kâğıdı doldurarak ödevini bitirmiş. Zaten öğretmen de bu kitabı okumamıştır diyerek özenle ve itinayla kalem darbelerine maruz bıraktığı ödev kağıdını teslim etmiş. Neticede öğretmeninden çok iyi bir not almış çünkü o güzel abinin de dediği gibi öğretmen dahi kitabı okumamış…
Aynı sohbet meclisindeyiz.
Kırtasiyeci bir abimiz mesleği gereği işin içinde olduğu için ödevlerle ve öğrencilerle ve dahi öğretmenlerle ilgili ilginç bir konuya değinmiş. Bu abimiz öncekinden daha da güzel bir abiymiş çünkü onun suçu yokmuş, o sadece ekmeğinin peşindeymiş. Okullar açılır açılmaz öğrenciler sadece kalem, silgi, defter almaya gelmiyormuş artık. Ödev çıktısı almaya gelen öğrenciler sayesinde bok gibi pardon çok iyi para kazanıyormuş. Kırtasiyeye yakın okuldaki öğretmenler hep yazıcıdan çıktı alarak getirin deyip ödev veriyormuş bizim bu çocuklara. Evde bilgisayarı yok ki çocuğun yazıcısı olsun. Ödev gezegenler mi diyelim; dosyan hazırsa ‘flashdisk’inde eğer şu kadar lira, sadece gezegen resimleri ise şu kadar lira, gezegenlerin altına açıklamalar yazılacak ise şu kadar lira, ödev kapak çalışması istersen şu kadar lira gibi sonsuza kadar giden para basma yöntemleri… Sonuç? Bir konu üzerinde hazırlanan tek ödevden görselleri ve yazı karakterlerini değiştirerek hazırlanan bir sınıflık ödevler serisi ve cukka paracıklar. Çocuklar ne yaptı ne çalıştı yani neticede öğrenciler ne öğrendi? Ödev yapmış oldu… Kaşları çatılıyor Kültür Bey’in ama kimseye belli etmemeye çalışıyor…
Aynı sohbet meclisi ama mecliste olanlar hep böyle çıkacaksa işimiz iş diyor Kültür Bey.
Emekli bir işçi abimiz konuşmakta bu sefer. Konu nasıl olduysa kışın nasıl ısınıyoruz yani evimizi nasıl ısıtıyoruz meselesine geliyor. Bu emekli ama yaşlı olduğu için güzelliği pek kalmayan lakin yine de Kültür Bey’in güzel abimiz dediği bu dayı o ödev canavarı kırtasiyecinin amcası. Bizim oralar çok soğuk olmuyor diyor amca. O nedenle üç dört ay soba yakarız, ben odun kullanırım vesaire diyerek anlatmaya başlıyor mevsimlerden ve soba borularından. Sonra kırtasiyeciye dönerek yeğeninin gönderdiği o hiç kullanılmamış üniversite sınavlarına hazırlık test kitaplarıyla geçen kışın sabahlarında sobayı nasıl tutuşturduğunu anlatıyor, heyecanla hem de sanki ateşi bulmuş gibi. Niye yaktın der gibi ona bakan kırtasiyeci güzel abiye “Bizim oğlan da hiç sınavlara çalışmadı zaten” deyiveriyor ki şok olan ödev canavarı kırtasiyecimiz, kitaplar için harcadığı paraya mı yansın, kitapları satsaydı elde edeceği kârı alamadığına mı yansın?..
Kültür bey bunları duydukça dertleniyor, sinirleniyor ama ne çare?
İşte ahval bu der gibi bakıyor duvarlara… Tevrat’ın ilk emri “yaşat”, İncil’in ilk emri “sev”, Kur’an’ın da ilk emri “oku” ama biz yani tüm insanlık ne hallerdeyiz? Bu ne yaman çelişki? Üçü de kalmadı gitti, hele bizde okuma denen kavram sanki hiç var olmamış gibi hissediyor insan diyerek dişlerini sıkıyor… Sıktıkça gerilim artıyor beyin hücrelerinde…
Meclisteki herkes kitaba bir şekilde dokunmuş ya da kâğıda. Kimisi sadece fatura yatırırken dokunan eski topraklardan zira şimdiki daha genç akıllılar ellemiyor faturalara bile virüs kaparım diye çünkü otomatik ödeme talimatları ne güne duruyor?.. Bazı güzel abiler sadece poğaça ya da simit alırken dokunuyor kâğıda ve dahi ödeme yaparken de paraya yani değerli kâğıda; bazısı da zurna ya da çift lavaş dürüm yiyeceği zaman yanlışlıkla selüloz yemeyeyim diye girdaplı bir yırtışla paketi açarken elliyor kâğıda… Bazısı kazı kazan oynarken, bazısı da piyango bileti alıp cüzdanının en gizli yerine saklarken… Hele bazıları var ki biraz teknolojiden uzak ya da eski usul çalışmayı seven, gazete alıyor, gazetenin babasını, anasını, diğer eklerini çöpe atıyor, bahis oynayacağı dört ya da sekiz sayfalık kısmı yanına alarak kahvenin yolunu tutuyor. Bir kısmımız burun temizliğinde bir kısmımız da def-i hacet sonrası elliyoruz desenli, renkli veya biraz daha fazla paranız var ise kokulu olan o rulo tuvalet kâğıtlarına…
Küfürler edesi geliyor Kültür Bey’in ama tutuyor kendini. Her şeyden anlayan bu feleğin çemberinden geçmiş âlim kılıklı heriflere ne desem de rahatlasam diyor içinden.
Anlayacağınız ortam harap halde sokakta, evde, yukarıdaki gibi havasız meclislerde ama herkes her şeyden anlıyor. Futboldan çok iyi anlıyorlar, taktik dehası kesiliyorlar; siyaset desen klasik ülke ve dünya kurtarma adına gerekli çözümler önlerinde duran sehpaların üstüne tükürük şeklinde yansıyor. Aslında en iyi bildikleri ve en iyi şekilde tatbik ettikleri şey ise ömürlerinin dörtte birini geçirdikleri yataklarında horul horul uyumak ve yine bu işe yaramaz ömürlerin beşte birinde yiyip içmek ve diğer beşte birinde ise yenen gıdaları öz fabrikalarında işledikten sonra bir deliğe bırakarak çeşitli borular vasıtasıyla seyahate göndermek… Herkesin her şey hakkında bir fikri var ama bir bilgisi yok anlayacağınız…
Önceki yazımızda “Faydalı bir iş yapın da kitap okuyun!” derken okuma grafiğimiz hakkında kısa bilgiler vermiştik. Şimdi de bir öz durum tespiti daha yapmış olduk belki de ama vardığımız sonuç hep aynı.
Küfürler edesi geliyor Kültür Bey’in ama tutuyor kendini. Her şeyden anlayan bu feleğin çemberinden geçmiş âlim kılıklı heriflere ne desem de rahatlasam diyor içinden. Susuyor, susuyor, sadece susuyor ve ortamı terk ederek onları kendi dumanlarında boğulmaya bırakıyor…
Konuşsan suçlusun, konuşmasan daha da suçlu…
Kitap okuyacağım da ne olacak?
Kitabın ne faydası var ki bana?
Okuyunca gözlerim ağrıyor…
Kitap okuyamıyorum…
Bu kitap çok kalın…
Bu kitap okunur mu ya tuğla gibi?..
Kitap okuyacağım da para mı verecekler?
“Kitabına uydururuz sen rahat ol” diyen zihniyetin kol gezdiği toplumumuzda maalesef kültürel gerileme son hız devam etmekte. Kitap okumayanların ama kitabına uyduranların çoğaldığı bir gerçek. Bundan kaçamıyoruz.
Önceki yazımızda “Faydalı bir iş yapın da kitap okuyun!” derken okuma grafiğimiz hakkında kısa bilgiler vermiştik. Şimdi de bir öz durum tespiti daha yapmış olduk belki de ama vardığımız sonuç hep aynı. Belki karamsar yaklaşıyor olabilirim ama eleştirmezsek kendimizi iyimserliğe geçiş yapamayacağımızın ne kadar farkındayız? Eleştirerek yamuk yanlarımızı düzeltiriz ve eğriyi doğru kılarız umarım.
Bunun için de öncelik okumak…



