Kürtlerle Araplar, Suriye’de federasyona mı gidiyor?
Kürlerle Araplar, Suriye’de federasyona mı gidiyor?
PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve ona bağlı güçler (YPG – Halk Savunma Birlikleri, SDF – Suriye Demokratik Güçleri), Batı Fırat bölgesindeki faaliyetlerini artırıyorsa, bunun altında yatan çeşitli stratejik ve operasyonel nedenler bulunuyor. Bu bölge, Suriye’de birçok aktör için kritik bir öneme sahip, dolayısıyla yaşanan hareketlilik dikkat çekiyor.
Türkiye veya Türkiye destekli gruplarla çatışma riski olan bölgelerde savunma hatlarını güçlendiriyor askeri varlıklarını artırıyor. Bölgedeki Arap kabileleri ve diğer yerel güçlerle ittifaklar kurarak varlıklarını meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Şunu net olarak ifade etmeliyiz ki, PYD, geçmişte bu stratejiyi uygulayarak Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yerel unsurları yanına çekmeye başarmıştır.
Rejim veya Rusya ile Koordinasyon
PYD/SDF güçlerinin rejim ve Rusya ile dolaylı veya doğrudan koordinasyon kurarak bazı alanlarda genişleme fırsatları bulduğu gözlemleniyor. Türkiye’nin olası operasyonlarına karşı rejim güçlerinin denge sağlama çabası da söz konusu. Diğer gruplar (Özgür Suriye Ordusu vb.) zayıflıyorsa veya bölgeden çekiliyorsa, PYD bu boşluğu doldurma fırsatı bulabilir. DEAŞ tehdidinin azalması ile stratejik noktaların ele geçirilmesi mümkün hale gelebilir. Deyrizor’daki durum, askeri ve siyasi dengelerin karmaşık bir şekilde değiştiğini gösteriyor. Irak ve İran’a bağlı milislerin bölgeden çekilmesi, rejim ordusunun batıya doğru çekilerek askeri havaalanı ve diğer askeri noktaları SDG’ye (Suriye Demokratik Güçleri) devretmesi, güç dengesinde önemli bir kaymaya işaret ediyor. Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) bölgedeki varlığının tamamen sona ermesi, sahada belirgin bir güç boşluğu yarattı. Bu durumda, yerel aşiretler, hem kendi çıkarlarını korumak hem de yeni güç dengesine karşı koymak için en önemli aktörler olarak öne çıkıyor.
Sahadan dikkat çeken notlar
Milislerin ve rejimin çekilmesi: Bu durum, uluslararası baskılar, saha koşulları veya yeni bir anlaşmanın sonucu olabilir.
SDG’nin kontrolü: Rejimin askeri noktaları SDG’ye devretmesi, dolaylı bir iş birliğini veya rejimin çatışmadan kaçınma isteğini gösterebilir.
ÖSO’nun yokluğu: ÖSO’nun etkisinin tamamen ortadan kalkması, muhalefetin bölgede zayıfladığını ortaya koyuyor.
Aşiretlerin rolü: Aşiretler, bölgede güçlü bir sosyal yapı oluşturuyor ve yeterli destek ve kaynak sağlanması durumunda yeni bir denge kurabilir.
Olası Senaryolar
SDG’nin etkisini artırması: SDG, uluslararası destekle veya sahadaki boşluktan yararlanarak etkisini genişletebilir.
Aşiretlerin direnişi: Aşiretler tehdit altında hissederse, organize olup bölgedeki yeni güçlere karşı harekete geçebilir.
İran veya Irak milislerinin geri dönüşü: Geri çekilmeler, taktiksel bir yeniden konuşlanma planı olabilir.
Bu gelişmeler, bölgedeki çatışmanın dinamiklerini yeniden şekillendirebilir. Aşiretlerin tepkisi ve uluslararası aktörlerin müdahaleleri, önümüzdeki sürecin yönünü belirleyecek en önemli faktörler arasında yer alıyor.
HTŞ ve PYD birbirine göz kırpıyor
Bu arada HTŞ ve PYD arasında ilginç bir iletişim gelişiyor. Suriye’deki son olaylar şöyle şekilleniyor:
HTŞ lideri Colani, “Bu rejim öldü.”
SDG lideri Mazlum Abdi, “HTŞ ile diyalog halindeyiz ve onlarla savaşmak istemiyoruz.”
PYD temsilcisi Salih Müslim, “HTŞ ile diyaloğa hazırız.”
Diğer yandan, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da bir yandan gizlice HTŞ ile görüşmeler yaparken, diğer yandan ABD gibi büyük devletlerle iyi ilişkiler kurmak istediğini belirtiyor: “Donald Trump ile çalışmaya hazırız!”



