
Kimse kızmasın, mezun oldum

Kimse kızmasın, mezun oldum
Bünyamin Aygün
bunyaminaygun@gmail.com

Yıllar önce ortaokul sıralarında ne olacağına karar veren çocuğa verdiğim sözü tuttum.
Bu cümleyi kurmak için biraz geç kaldım belki.
Ama bazı hikayeler vardır ve o hikayelerin bir zamanı değil bir kaderi vardır.
Bizim kuşağın çok iyi bildiği bir espri,
“Oxford vardı da okumadık mı?”
Hiçbir zaman komik bulmadım bu sözü. Çünkü çoğu zaman insanın önüne çıkan engelleri anlatmıyor bu söz. Daha çok vazgeçişlerini anlatıyor.
Henüz lise çağındayken Türkiye’de gazetecilik eğitimi bugünkü kadar yaygın değildi. O yıllarda iletişim fakülteleri, “Basın Yayın” adıyla anılıyordu ve bu bölümlere girmek için sözel puanlarda astronomik denebilecek sonuçlar almak gerekiyordu. Benim için gazetecilik okumak, ulaşılması zor bir hayal gibiydi.
Oysa gazetecilik hayalim çok daha eskiydi.
1980’li yıllarda, daha ortaokul öğrencisiyken Tufan Türenç ve Erman Akyıldız’ın kaleme aldığı Gazeteci kitabını okumuştum. Kitabın merkezinde, suikasta kurban giden Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi vardı.
Kitabı bitirdiğimde kararımı vermiştim,
Ben gazeteci olacaktım.
Ama nasıl?
Yaşadığım yer o yıllarda küçük bir nahiyeydi. Ortaokuldan sonra okul yoktu. Liseye devam etmek için yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki Gümüşhane’ye gitmek gerekiyordu. Bu da hem maddi hem manevi olarak aileler için ciddi bir yük demekti.
Lise yıllarım kolay geçmedi.
Zaten oldum olası kurumsal hayatla da aram hiçbir zaman çok iyi olmadı. Yerimde duramayan, çok soru soran, çok itiraz eden bir öğrenciydim. Bugün dönüp baktığımda bazı hocalarımın bana neden zorlandıklarını daha iyi anlıyorum. Ben de hayatım boyunca haklı olduğum bazı konularda meseleyi gereğinden fazla büyüterek kendimi haksız duruma düşürmeyi başardım.
Birkaç yıl eğitim hayatımdan uzak kaldım.
Sonra geri döndüm.
Önce yarım bıraktığım liseyi bitirdim. Ardından üniversite sınavlarına girdim. Gazetecilik hayali hep aklımdaydı ama puanlar, şartlar ve hayatın gerçekleri başka yönlere savurdu beni. Maliye oldu, Halkla İlişkiler oldu, yarım kalan yollar oldu.
Derken hayat bana emeklilik yaşlarına yaklaşırken çok ilginç bir fırsat sundu,
Üniversiteye yeniden, hem de örgün eğitime dönme fırsatı…
Aftan yararlandım ama saydırabileceğim neredeyse hiçbir ders yoktu. Bu yüzden sıfırdan başladım. Dört yıl boyunca yeniden öğrenci oldum.
Belki de hayatımın en ilginç öğrencilik dönemiydi.
Bir yandan gazetecilik yapıyordum, diğer yandan dersliklerde ders dinliyordum.
Bu süreçte çok kıymetli arkadaşlıklar da edindim. İlk günden itibaren sıcak kanlı ve dostane tavırlarıyla Güljin Kaya, Erhan Avşar, Eda Harmanda, Zeynep Asya, Ahmet ve burada adını tek tek yazamadığım birçok arkadaşım bu yolculuğu benim için daha anlamlı hale getirdi. Aramızdaki yaş farkına rağmen hiçbir zaman yabancılık hissetmedim. Bazen aynı sırayı, bazen aynı projeyi, bazen de aynı hayali paylaştık.
Bazen zorlandım.
Bazen çok kızdım.
Bazen bırakmayı düşündüm.
Hatta zaman zaman kaydımı dondurmayı, tamamen ayrılmayı bile…
Ama olmadı.
Önce birkaç sınıf arkadaşım, sonra da hocalarım buna izin vermedi.
Özellikle Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın üzerimde çok büyük emeği vardır. Zaman zaman yaptığı uyarılar, verdiği öğütler ve gerektiğinde attığı fırçalar olmasaydı bu satırları bir mezun olarak yazıyor olmazdım.
Prof. Dr. Nazife Güngör, Prof. Dr. Gül Esra Atalay’a ve Atilla Erdemir’in de öğrencilik sürecinde gösterdikleri yaklaşım, verdikleri destek ve paylaştıkları bilgi birikimi de benim bu yolculuğumda son derece önemliydi. Ayrıca adını burada yazamadığım üzerimde emeği bulunan tüm hocalarıma teşekkür borçluyum.
Üniversite yıllarında sadece ders görmedim.
Arkadaşlarımla birlikte projeler ürettik, organizasyonlar gerçekleştirdik. Bunların en önemlilerinden biri Üsküdar Üniversitesi Fotoğraf Yarışması oldu. Fotoğraf dünyasının önemli isimlerinden Coşkun Aral’ın da jüri başkanlığı görevini üstlendiği yarışma beklediğimizin çok üzerinde ilgi gördü.
Bir sonraki yıl çıtayı daha da yükseltmek istedik. Canon sponsorluğunda, FOTON işbirliğiyle Türkiye Üniversiteler Arası Fotoğraf Yarışması düzenlemeyi planladık. Hazırlıklarımızı yaptık, görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Ancak bazen iyi fikirler içimizdeki çocuksu heyecanı aşarak kurumların duvarlarıyla da karşılaşıyor. Bu proje istediğimiz noktaya ulaşamadı.
Olsun.
Çoğu kişinin kampüste dedikodu peşinde koştuğu günlerde, henüz 20 yaşında olmasına rağmen yüreği kocaman olan Eda Harmanda, profesyonellerin bile kolay kolay adım atamadığı dünyada bana yol arkadaşlığı yaptı. Bir an olsun pes etmedi.
Çünkü bazen sonuçtan çok süreç öğretir insana. Özellikle Eda ile birlikte birçok projede emek harcadık, birçok engeli aşmaya çalıştık. Başardıklarımız da oldu, yarım kalan işlerimiz de. Ama her biri bize yeni şeyler öğretti.
Bazen başarılar yaşadık, bazen duvarlara çarptık. Ama her deneyim hem bana hem de birlikte çalıştığım, bir anlamda mentörlük yaptığım genç arkadaşlarıma yeni şeyler öğretti.
Bugün dönüp baktığımda şunu görüyorum, üniversiteden yalnızca bir diploma almıyorum.
Çocukluk hayalimin eksik kalan bir parçasını tamamlıyorum.
Yıllar önce ortaokul sıralarında Abdi İpekçi‘yi okuyup gazeteci olmaya karar veren çocuğa verdiğim sözü tutuyorum.
Mesleğe yıllar önce başlamış olabilirim.
Ama bugün resmi olarak da gazetecilik mezunuyum.
Ve hala eski büyüklerimin o sözünün doğru olduğuna inanıyorum,
‘Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur.’
Bu meslek uğruna sayısız savaş bölgesinde görev aldım.
Kimi zaman bombalar arasında kimi zaman eksi 30 derecede haber geçtim.
Gün oldu günlerce aç dolaştım.
Gün oldu ölümle burun buruna geldim.
Bazen bir fotoğraf için, bazen bir cümle için, bazen de insanların gerçeği öğrenme hakkı için mücadele ettim.
Bugün dönüp baktığımda geriye büyük servetler, makamlar ya da unvanlar kalmadığını görüyorum.
Ama bir avuç da olsa insanın saygısı kaldı.
Mesleğe duyduğum inanç kaldı.
Ve çocukken verdiğim söz kaldı.
Bugün o sözün bir kısmını daha yerine getirmenin huzurunu yaşıyorum.
Kimse kızmasın…
Bugün mezun oldum.
Hem de namusla, şerefle, sonuna kadar hak ederek…

